Bizi Takip Edin
 
Alkan DARCAN
Alkan DARCAN

Denemelerin Denemesi

Yaza Girmeden

Kışı bitirmek üzereyiz..

Özellikle yurdun bazı kesimlerinde bahar tüm canlılığı ile yüzünü çoktan gösterdi, bazı bölgelerden ayrılmakta henüz zorluk yaşasa da…

Kış, kar dedik ve kayak sporuyla ilgili birkaç minik not düşürmüştük geçen yazımızda. O halde seriye devam edip, şimdi de ilkbaharla ilgili birkaç not düşeyim istedim!

Doğa uyanmakta!

Bu çok duyulduk basit cümleyi, doğanın içinde hayatını geçirenler çok ama çok iyi bilirler. Köyde yaşayanlar, doğanın içinde olanlar. Bizler sadece doğanın ve bitki örtüsünün değil, kış uykusunda olan pek çok canlının uyanmakta olduğunu da bilir, ilk ihtiyaçlarını tahminler ve önlem almaya çalışırız.

Yeterli önlemi alamazsak ya da aldığımızı düşünsek bile, bazen tatsız olaylar yaşayabiliriz. Tıpkı daha bir hafta bile geçmeden üstünden, yaşadığım, benim için oldukça üzücü olan olay gibi…

Tıpkı, uzun uykusundan uyanan bir yılanın, ilk koşacağı şeylerden birinin “su” olduğunu bilip, önlem almaya çalışsam da, henüz  5 aylık olan, sevgili, minik köpek yavrumun, “Zeytin”in, muhtemelen oyun oynamak için sataştığı ama karşılığını aynı sevecenlikle bulamadığı için canıyla ödediği zehirli bir yılan tarafından öldürülmesi gibi.
İnanın ben ve geride kalan 6 sevgili dostum (köpeğim) o kadar üzüldük ki, sessiz, içimizde ağlayarak geçirmekteyiz birkaç günü, “Zeytin”imizi bahçede ebedi uykusuna uğurladığımızdan beri.

O günden beri özlüyoruz hep beraber; oynadığı arkadaşları, kucak açtığı ablaları, ağabeyleri, kovaladığı tavuklar, ördekleriyle!

Doğaya çıkmanın zamanı yine de. Dağlara, denizlere vermenin ruhumuzu ve o büyük uyanışı, içimizde hissetmenin. Ama bunu hissedelim derken, başımıza olmadık işler de açmadan!

Hepimiz, genlerimizde atalarımızdan miras kalan o büyük korkuyu taşırız. Hayatında hiç canlı olarak karşılaşmamış bile olsa insan, yılandan korkar.
Aslında bilmeliyiz ki, yılanlar da, bizim onlardan korktuğumuz kadar bizden korkar. Zehirli olan cinsleri, bunun güveniyle, korkusuz görünse de, gerçekte yılanlar, insana bilinçli saldırmazlar. Yılan saldırılarının pek çoğu  yılanın, görülmeden insan tarafından üzerine basılması, oturulması vb nedenlerle, kendini korumak amacıyla, etrafında gördüğü tehlikeyi bertaraf etmeye çalışmasının sonucu olarak gerçekleşmektedir. Ama ne yazık ki, üzülen biz de olabiliriz bunun sonucunda..

Bu sebeple, doğayla nerede buluşuyorsanız buluşun, mutlaka ayağınızda trekking ayakkabılarınız olsun ve bu, tercihen bilek kısmınızı da koruyan bir ayakkabı olsun derim. Ve elbette mutlaka, bastığınız, dokunduğunuz, oturduğunuz yerlere, ağaçlara ve içini göremediğiniz yüksek bitki örtüsüyle kaplı alanlara mümkün olduğunca dikkat ederek.

Genellikle parfüm, deodorant gibi, özellikle de çiçek özlü kokulardan kaçının derler, onaylayarak tekrar etmek isterim. Zira arılar ve bazı böcekler için oldukça davetkar olabilirsiniz bir anda.

Veee, mutlaka, olmazsa olmazı, ilk yardım çantanızı yanınızda bulundurun. Aracınızda olan, ihtiyaç anında yakında olamayacağı için, yanınıza ufak bir ilk yardım seti alın.
Sanırım bu konu epey uzayıp gidecek, bu sebeple artık toparlamamda yarar var yazımı, izninizle…

Doğadaki tüm canlılar, zaten doğadaydı. Bizler de onlarla pek iç içe yaşadık uzun yıllar. Şimdi güvenli evlerimizde, teknolojiye sahibiz ve onu kullanmaktan zevk alıyoruz!

Ama inanın, arada eski dostlarımızı da ziyaret etmenin faydası var, zarar vermeden, koruyarak hatta. Bildik popülasyon zincirini ve bir türü yok edersek, başka türlerin çoğalacağını unutmadan. Hatta yakın zamanda, kuş gribi çılgınlığıyla, pek çok tavuğu “devlet baba” garantisiyle imha ederek, kenelere, örümcek türlerine davetiye çıkarttığımız ve bu sefer de onların yaydığı hastalıklarla uğraşmaya çalışmamızı unutmadan.

Ben daha bu akşam üzeri bir “semender” yavrusuna  –adını “stresli” koydum-  ellerimle sıkıştığı dört duvardan kurtulmasına yardım edip, teşekkür bile etmeden stresli bir koşturmaca içinde, İstanbul trafiğinde, emniyet şeridini kullanmaya çalışan bilinçsiz sürücüler gibi kaçıp giderken, arkasından seslendim;
         “Heey stresli, ben aslında sana yardım etmedim, yine doğa yardım etti”…

 O ne kadar doğanın parçasıysa, ben de, sizler de o kadar doğanın parçasıyız, ona uzanan yardım eli, doğanın eli olmaz mı bu durumda?

 Dilerim sizlere de, dört duvara sıkıştığınızı hissettiğiniz her anda, bir el uzansın kurtarmak için…
Doğaya çıkın, sağlıcakla!

www.alkandarcan.com

Tarih: Salı, Aralık 1st, 2009
Yazı Kategorisi: Denemelerin Denemesi, Köşeyazıları

Yazar Hakkında

Bir Yorum Ekleyin