<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Annelerle &#187; Anne Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.annelerle.com/kategori/saglikli-yasam-ve-beslenme/anne-sagligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.annelerle.com</link>
	<description>Anne ve Çocuk</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Apr 2011 19:17:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=</generator>
		<item>
		<title>Myom tedavisi</title>
		<link>http://www.annelerle.com/myom-tedavisi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/myom-tedavisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Jan 2011 12:02:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlık]]></category>
		<category><![CDATA[Myom tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Myom tedavisi kadın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=4125</guid>
		<description><![CDATA[Myom kadınlarda en sık görülen iyi huylu tümördür. 35 yaşın üzerindeki kadınlarda daha fazla izlenmelerine rağmen daha genç kadınlarda da ortaya çıkabilir. Menopozdan sonra ortaya çıkmaları ise nadirdir. Tedavilerinde son yıllarda önemli değişiklikler olmuştur. Tedavi seçenekleri aşağıdaki gibi sıralanabilir. 1. Tedavi etmeden takip etmek: Bu seçenek giderek daha uygulanmaktadır. Özellikle yakınması olmayan kadınlarda belirli aralıklarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Myom kadınlarda en sık görülen iyi huylu tümördür. 35 yaşın üzerindeki kadınlarda daha fazla izlenmelerine rağmen daha genç kadınlarda da ortaya çıkabilir. Menopozdan sonra ortaya çıkmaları ise nadirdir. Tedavilerinde son yıllarda önemli değişiklikler olmuştur. Tedavi seçenekleri aşağıdaki gibi sıralanabilir.</p>
<p>1. Tedavi etmeden takip etmek: Bu seçenek giderek daha uygulanmaktadır. Özellikle yakınması olmayan kadınlarda belirli aralıklarla takip etmek ve büyümeyen myomlara dokunmamak mantıklı bir yaklaşım olarak giderek daha fazla yaygınlaşmaktadır. Çocuk istemeyen ve menopoza yakın olan kadınlarda cerrahi müdahale endikasyonu yoktur. Bu myomun boyutlarından bağımsız olarak düşünülmesi gereken bir seçenektir. Myomların zaman içinde mutlaka büyüyecekleri kuramı artık kabul görmemektedir. Ayarca hızlı büyüyen myomların da kanser acısından riskli oldukları da kabul edilmemektedir. Bu nedenlerden dolayı tedavisiz takip üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir yaklaşım şeklidir.</p>
<p>2. Cerrahi müdahale: Yakınması olan kadınlarda cerrahi müdahale halen altın standarttır. Kanama genellikle rahim boşluğuna (kavite) girmiş olan myomlardan kaynaklanır ve tedavisinde histeroskopik rezeksiyin tercih edilir. Rahim kas tabakası içinde büyüyen ve yakınma veren myomnların çoğu ise laparoskopi adi verilen karın açılmadan küçük deliklerden yapılan bir cerrahi girişim ile çıkarılabilir. Myomların aşırı büyük olması veya sayıca fazla olması (&gt;3) durumlarında ise karın açılarak müdahale tavsiye edilmektedir. Laparoskopik cerrahi cerrahin deneyimi ile çok yakından ilgilidir.</p>
<p>3. Embolizasyon: Doğurganlığını tamamlamış olan kadınlardaki bazı myomların tedavisinde embolizasyon uygulanabilir. Özellikle cerrahiden korkan veya istemeyen kadınlarda embolizasyon ciddi olarak düşünülmesi gereken bir alternatiftir. Doğum yapmamış ve rahim boşluğu içinde myomu olan kadınlarda ise embolizasyon önerilmez. Tedavinin endikasyonları ve detayları için lütfen bu linki takip ediniz.</p>
<p>Doç.Dr. Bülent Urman<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı</p>
<p><a href="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/myom.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-4126" title="myom" src="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/myom-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/myom-tedavisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Cep Telefonu Kullanımı</title>
		<link>http://www.annelerle.com/gebelikte-cep-telefonu-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/gebelikte-cep-telefonu-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 12:08:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik ve cep telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[Gebelikte cep telefonu kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik ve cep telefonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=4131</guid>
		<description><![CDATA[Journal of Epimedemiology and Community Health dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre doğumdan önce cep telefonu sinyallerine maruz kalan çocukların bazı davranış problemleri ile karşılaşma olasılığını arttırmaktadır: Bunlar hiperaktivite, dikkat eksikliği ve konuya odaklanmadaki sorunlardır. Bu yeni çalışmanın bazı kısıtlamaları mevcut olup, araştırıcılar cep telefonu temasının gerçekten davranış bozukluğu yapıcı etkisi varsa bile bunu nasıl yaptığıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Journal of Epimedemiology and Community Health dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre doğumdan önce cep telefonu sinyallerine maruz kalan çocukların bazı davranış problemleri ile karşılaşma olasılığını arttırmaktadır: Bunlar hiperaktivite, dikkat eksikliği ve konuya odaklanmadaki sorunlardır.</p>
<p>Bu yeni çalışmanın bazı kısıtlamaları mevcut olup, araştırıcılar cep telefonu temasının gerçekten davranış bozukluğu yapıcı etkisi varsa bile bunu nasıl yaptığıyla ilgili yeterli data olmadığına dikkat çekmektedirler.</p>
<p>UCLA Halk Sağlığı Kliniği’nden Epidemiyoloji Profesörü Dr. Leeka Kheifets, bazı teoriler olduğunu fakat cep telefonlarının nasıl bir etki gösterdiğini kesin olarak bilmediğimizi söylemektedir. Yine de gebelik sırasında ve çocuklarda cep telefonuyla teması azaltmak için bazı basit önlemler almak tedbirli bir yaklaşım olacaktır uyarısında bulunmakta ve cep telefonunuzu vücüdunuzdan uzak tutarak ya da kulağa götürmeyi engelleyen cihazlar kullanarak zararlı sinyallere maruz kalma riskimizi azaltmak olası iken neden bu koruyucu davranışları benimsemeyelim sorusunu sormaktadır.</p>
<p>Cep Telefonu Teması ve Davranış Sorunları<br />
Danimarka Ulusal Sağlık Sistemi’ne kayıtlı olan 28 745 çocuk ve annelerinin cep telefonu kullanımı analiz edilerek bir çalışma yapılmıştır. Annelere, gebelikte ve sonrasında cep telefonu kullanımı dahil olmak üzere çeşitli yaşam davraniş biçimleri konularında anket yapılmıştır. Çoçukları 7 yaşına geldiğinde anket tekrarlanarak cep telefonu alışkanlıkları ve davranış biçimleri irdelenmiştir.</p>
<p>Anket sonuçlarına göre yedi yaşındaki çocukların %35.2’sinin cep telefonu kullandığı öğrenilmiştir. Çocukların %1’den azı cep telefonlarını haftada 1 saatten fazla kullanmaktaydılar. Annelerden alınan bilgiye göre, çocukların büyük çoğunluğunda (%93) davranış problemi gözlemlenmemiş, %3.3’ünde sınırda davranış sorunlar izlenmiş, %3.1’inde ise belirgin davranış sorunları ve duygusal problemler saptanmıştır. Bunlar hiperaktivite ve dikkat eksikliği ile beraber ilişki kurmakta yaşanan zorluklardır. Çocukların %18’e yakını gebelikte ve doğum sonrası dönemde cep telefonuna maruz kalmış ve çalışmaya göre bu grupta en yüksek oranda davranış problemleri izlenmiştir.<br />
Yeni bulgular, daha önceden aynı kayıtlar kullanılarak 13 000 çocukta yapılan araştırma bulgularıyla benzerlik göstermektedir. Bu çalışmanın devamında araştırmacılar çalışma kohortunu 11 yaşın geldiğinde, tekrar değerlendirmeyi planlamaktadır. Çocuklar 11 yaşına geldiklerinde, cep telefonunu ne kadar kullandıkları doğrudan kendilerinden öğrenilebilecektir.</p>
<p>Cep Telefonuyla Teması Azaltmak<br />
Çevresel Tıp Derneğinin kurucusu Devra Davis, harekete geçme zamanının geldiğini söylemektedir. Bu dernek toplumu sağlık riksleri konusunda eğitmek ve bu riskleri azaltmak için gereken tedbirleri almaya yönelik çalışmalar yapmaktadır.</p>
<p>Doç.Dr. Bülent Urman<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı<br />
Amerikan Hastanesi</p>
<p><a href="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/hamilelik-gebelik-cep-telefonu.bmp"><img title="hamilelik gebelik cep telefonu" src="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/hamilelik-gebelik-cep-telefonu.bmp" alt="" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/gebelikte-cep-telefonu-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğurganlık ve Yaşam Biçimi</title>
		<link>http://www.annelerle.com/dogurganlik-ve-yasam-bicimi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/dogurganlik-ve-yasam-bicimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Jan 2011 11:48:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[doğurganlık]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=4118</guid>
		<description><![CDATA[Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sadece herhangi bir hastalık ya da rahatsızlığı önlemeye yönelik olmayıp, bireyin genel sağlık ve iyilik durumunu iyileştirmeyi amaçlayan davranışlardır. Fertiliteyi olumsuz etkileyen değiştirilebilir alışkanlıklar, davranışlar ya da durumlar olarak en fazla üzerinde durulan konular; sigara içme, obezite, zayıflık, egzersiz, alkol, kafein, çevresel zararlı maddeler, stres, anne yaşı ve cinsel yolla bulaşan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sadece herhangi bir hastalık ya da rahatsızlığı önlemeye yönelik olmayıp, bireyin genel sağlık ve iyilik durumunu iyileştirmeyi amaçlayan davranışlardır. Fertiliteyi olumsuz etkileyen değiştirilebilir alışkanlıklar, davranışlar ya da durumlar olarak en fazla üzerinde durulan konular; sigara içme, obezite, zayıflık, egzersiz, alkol, kafein, çevresel zararlı maddeler, stres, anne yaşı ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardır.</p>
<p>Sigara içme:<br />
Sigara doğurganlığı ve YÜT tedavisini en fazla etkileyen yaşam biçimi faktörlerinin başında gelmektedir. Sigara içenlerde infertilite riskinin normal populasyona göre 1,6 kat fazla olduğu bildirilmektedir. 1-4 yıl erken menopoz ile ilişkili olduğu, yumurta gelişimi,yumurtlama, döllenme ve embriyonun erken gelişimi üzerine olumsuz etkilerinin bulunduğu, hatta gebeliğinde sigara içenlerde bebeğin ilerideki doğurganlık yeteneğinin azaldığı belirtilmektedir. Yardımcı üreme teknikleri ile tedavide sigara içenlerde, aynı sayıda embriyo transfer edildiğinde bile gebelik oranının %50 daha az olduğu ve gebelik için yaklaşık 2 kat fazla siklusa gerek olduğu bildirilmektedir. Aynı zamanda yumurta gelişiminin uyarılması (ovulasyon indüksiyonu) tedavisine cevap daha kötü olmaktadır. Erkek sigara içtiğinde mikro enjeksiyon (ICSI) ve tüp bebek (IVF) şansı azalmaktadır. Tedavideki pasif içicilerin de benzer risk altında olduğu bildirilmektedir.</p>
<p>Obezite:<br />
Obezite kadınlarda yumurtalık üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle, adet düzensizliği, adet görmeme, yumurtlama ile ilgili sorunlar, erkeklik hormon düzeylerinde artış, kız çocuklarında ilk adetin erken olması, polikistik over sendromu, düşük riskinde artış, yardımcı üreme tekniklerinde düşük gebelik oranları gibi sorunlara neden olarak doğurganlık şansını düşürmektedir. Gebelik öncesi kilosu 80 kg ve üzeri ya da (Beden Kitle İndeksi- BKİ &gt;25) olanlarda gebelik için beklenen zamanın iki kat fazla olduğu bildirilmektedir. Obez erkeklerde ise sperm sayısı %20 daha az olduğu ve sperm kalitesinin bozulduğu belirtilmektedir.</p>
<p>Obezitenin yardımcı üreme teknikleri tedavisi üzerinde de olumsuz etkileri olduğu gösterilmiştir. Yumurtalıklarda yumurta gelişiminin uyarılması için daha fazla dozda ilaca gereksinim vardır. Yetersiz folikül gelişimi nedeniyle daha sık siklus iptali olabilir (normalde %5; obezlerde %25). Daha az sayıda yumurta elde edilir. Gebelik için denenen siklus sayısı artar. İlk siklustan canlı doğum oranı BKİ &gt; 27 ise yaklaşık % 33 azalır. Bu kişilerin %50’sinde ilk 3-6 siklusta, %75’inde ilk 9 siklusta gebelik oluşur. Bel/kalça oranındaki her 0.1’lik artışın siklus başına gebelik oranını % 30 azalttığı bildiren araştırmalar bulunmaktadır.</p>
<p>Zayıflık<br />
Fazla kilolar kadar aşırı zayıflığın da fertilite üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. BKİ&lt;19 olan kadınlarda gebelik için beklenen zamanın 4 kat daha fazla olduğu ve gebelik için ortalama 29 ay bekledikleri bildirilmiştir. Gebelik için beklenen bu süre normal BKİ’li kadınlarda 6,8 aydır. Erkekte ise BKİ &lt; 20 olduğunda sperm kalitesinin azaldığı bulunmuştur. Aynı zamanda kadınlarda zayıflığın gebelikte bebekte gelişim geriliği ve gebelik kayıpları ile ilişkili olduğu görülmüştür.</p>
<p>Egzersiz<br />
Sağlıklı beslenme ile birlikte düzenli egzersizin genel sağlık durumunu iyileştirdiği ve normal kilonun korunmasını sağladığı düşünülmektedir. Egzersizin insülin duyarlılığı arttırarak ve yumurtalık fonksiyonlarını düzenleyerek gebelik şansını yükselttiği iddia edilmektedir. Farklı egzersiz düzeylerinin doğurganlık üzerine etkisi araştırmalarda net olarak gösterilememiştir. ABD’de ilk IVF siklusuna alınan 2,232 kadın üzerinde yapılan bir araştırmada 1-9 yıl süreyle haftada 4 saati aşan egzersiz yapan kadınlarda daha fazla olumsuz IVF sonuçları olduğu bulunmuş ve infertilite sorunu olan çiftlerde egzersizin haftada 4 saati geçmemesi önerilmiştir.</p>
<p>Kafein<br />
Kafeinin fertilite üzerine etkisi son zamanlarda çok araştırılan konulardan biridir ancak sonuçları tartışmalıdır. Normal, sağlıklı bir yetişkinde orta düzeyde kafein alımının risk oluşturmadığı belirtilmektedir. Ancak, doğurgan çağdaki kadınlar risk grubu kabul edilmekte ve günde 300 mg ^ önerilmemektedir. Günde 7 ve ^ fincan kahve ya da çay tüketiminin doğurganlığı olumsuz yönde etkilediği bildirilmektedir.</p>
<p>Alkol<br />
Haftada 7-8 bardak alkolün doğurganlığı belirgin şekilde azalttığı, hatta haftada bir bardak alkol alındığında bile alkol içmeyenlere göre döllenme şansının azaldığı bildirilmiştir. Yumurtalık fonksiyonunun olumsuz etkilendiği ve bebekte kromozom anomali riskini yükselttiği belirtilmektedir. Yapılan bir araştırmada haftada 1-5 bardak alkolün fertiliteyi %100’den % 61’e, haftada &gt;10 bardak ve üzerinin fertiliteyi %34’e düşürdüğü bulunmuştur. Ayrıca alkolün düşük riskini arttırdığı düşünülmektedir.</p>
<p>Çevresel Zararlı Maddeler<br />
Çevremizde sıklıkla bulunan birçok kimyasal maddenin doğurganlık, gebelik kayıpları ve kusurlu bebek doğurma ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Pestisit (tarım zehiri) ve solventlere (temizlik ve yağ çözücü maddeler, boya ve boya çıkarıcılar, yapıştırıcılar ve kozmetikler vb maddelerde bulunur) maruz kalmanın sperm sayısını %40 azalttığı belirtilmektedir. Yüksek ısı maruziyeti nedeniyle kaynakçılık, sperm sayısında azalma için risk oluşturmaktadır.</p>
<p>Stres<br />
Stres hormonlar üzerine, sinir sistemi ve bağışıklık sistemine etki ederek doğurganlığı etkileyebilmektedir. Stresin YÜT üzerindeki etkileri oldukça fazla araştırılan konulardan biridir. Ancak stres nedenini, düzeyini tanımlamak ve ölçmek zordur. Stresin toplanan yumurta sayısını ve gebelik oranı azalttığı gösterilmiştir. Yumurta toplama ve embriyo transferi gibi stresli anlarda, adrenalin düzeyi fazla olan kişilerde gebelik oranının azaldığı ve gevşeme/stresle başetme programlarının gebelik oranlarını yükselttiği şeklinde araştırma sonuıçları mevcuttur.</p>
<p>İleri Yaş<br />
Eğitim, kariyer, ekonomik nedenler ve evlilik anlayışındaki değişiklikler gibi faktörlerle son 30 yılda kadınlarda ilk doğum yaşı giderek artış göstermiştir. İleri yaş infertilite için önemli bir risk faktörüdür. Doğurganlık 35 yaşa kadar yavaş bir azalma gösterirken, bu yaştan sonra hızlı bir düşüş göstermektedir. Benzer şekilde YÜT tedavisinde de, klinik gebelik oranı, transfer edilen embriyo başına canlı doğum oranı anlamlı şekilde azalmaktadır.</p>
<p>Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyonlar<br />
Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, tüplerde yapışıklıklara neden olarak infertiliteye yol açabilir. Hazneyi yıkama (vaginal duş) alışkanlığının da enfeksiyon, dış gebelik ve infertiliteye neden olabildiği gösterilmiştir. Yukarıda sıralandığı gibi doğurgan çağdaki kadın ve erkeklerde fertiliteyi olumsuz etkileyen birçok değiştirilebilir davranışsal risk faktörleri bulunmaktadır. Bireyler fertilite ile ilgili bu risk faktörlerinin, özellikle de yaşam biçimlerine bağlı olan ve değişime uygun olan bu faktörlerin farkında olmalıdır.</p>
<p>Çoğu kadın bu risklerin farkında olmayabilir ya da yanlış bilgi sahibi olabilir. Çiftler, sigarayı bırakma, alkol içmeme, kafeini azaltma, stresle başa çıkma, kilo verme gibi önlemlerle tedavi sonucunu olumlu yönde etkileyebilir.</p>
<p>Doç.Dr. Bülent Urman<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı<br />
Amerikan Hastanesi</p>
<p><a href="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/doğurganlık-gebelik.bmp"><img title="doğurganlık gebelik" src="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/doğurganlık-gebelik.bmp" alt="" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/dogurganlik-ve-yasam-bicimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tırnaklarınız sağlığınız hakkında ne s&#246;yl&#252;yor?</title>
		<link>http://www.annelerle.com/tirnaklariniz-sagliginiz-hakkinda-ne-sylyor/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/tirnaklariniz-sagliginiz-hakkinda-ne-sylyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 20 May 2010 18:02:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Hastanesi Dermatoloji Bölümü Dr. Buket Pençe]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk tırnak sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[tırnak sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/tirnaklariniz-sagliginiz-hakkinda-ne-sylyor/</guid>
		<description><![CDATA[Tırnaklar her parmağın ucunda yerleşen, parmak uçlarını koruyan, küçük cisimleri tutmaya yardımcı olan, saça benzer şekilde oluşan, keratinize hücrelerin yoğun ve belirgin olduğu bir yapıdır. Tırnaklar yarı saydam oldukları için alttaki damar ağı nedeniyle pembe renkli görülürler. Tırnaklar altlarındaki tırnak yatağına sıkıca yapışıktırlar. Tırnakların sinirleri ve lenf sistemleri de iyi gelişmiştir. El tırnakları 5-6 ay, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tırnaklar her parmağın ucunda yerleşen, parmak uçlarını koruyan, küçük cisimleri tutmaya yardımcı olan, saça benzer şekilde oluşan, keratinize hücrelerin yoğun ve belirgin olduğu bir yapıdır. Tırnaklar yarı saydam oldukları için alttaki damar ağı nedeniyle pembe renkli görülürler. Tırnaklar altlarındaki tırnak yatağına sıkıca yapışıktırlar. Tırnakların sinirleri ve lenf sistemleri de iyi gelişmiştir. El tırnakları 5-6 ay, ayak tırnakları ise 10-12 ayda dipten uca kadar uzayabilirler. Tırnakların mantar gibi kendi hastalıkları olduğu gibi sedef, ekzema gibi bazı deri hastalıklarında etkilenir ve bozulurlar. Ayrıca deri dışı bazı organların hastalıkları da tırnaklarda çeşitli değişikliklere neden olurlar. İç organ hastalıklarında en sık görülen tırnak değişikliklikleri şunlardır: </p>
<p>Tırnakta boşalma (Onikolizis): Tırnağın yatağından ayrılmasıdır. Sedef hastalığı, tırnak mantarı, parmak uçlarındaki ekzema, bazı ilaçlar, dolaşım bozukluklukları, doğumsal deri bozuklukları, tiroid hastalıkları, aşırı terlemelerde görülen bu bozukluğu çeşitli travmalar, takma tırnaklar, fazla güneşte kalmak da başlatabilir veya şiddetlendirebilir. Tırnağını uzatanlarda kendiliğinden de onikolizis oluşabilir. </p>
<p>Tırnak kırılmaları: En sık nedeni dolaşım bozukluğu ve demir eksikliği anemisidir. Ayrıca tırnakların uzun süre suda kalması, sabun, deterjan ve kimyasal maddelere aşırı maruziyet de tırnak kırılmalarına neden olur. </p>
<p>Tırnaklarda tabakalanma (onikoşizi): Tırnakların ucunun baklava hamuru gibi tabakalara ayrılmasıdır. Bazı kan hastalıklarında (polisitemi), AİDS hastalığında ve bazı pankreas hastalıklarında (glukagonoma) görülür. Tırnakların sık sık ıslatılıp kurumaları, oje, aseton, aşırı manikür ve travmalarla da oluşur. </p>
<p>Sarı tırnak sendromu: Tırnaklarda öncelikle büyüme durur, birkaç ay sonra ise tırnaklar sarı veya yeşilimsi bir renk alır. Kalınlıkları bazen normal, bazen biraz daha kalın olur. Tırnak ayrılmaları, bombelenme, tabakalanma da olabilir. Parmak uçlarında,yüzde, topuklarda şişme (ödem) oluşur. Ayrıca bu sendromda akciğer ve plevra (akciğer zarı) hastalıkları da bulunur. Bu üç belirti en sık immün sistem yetmezliklerinde, bazı ilaçların kullanımında (penisilamin), sinir sistemi hastalıklarında(Guillan-Barre), meme, akciğer, mesane kanseri ve lenfomada görülür. </p>
<p>Enine çukur çizgiler (Beau çizgileri) : Tırnağın oluşumunda geçici duraklama nedeniyle kızıl, kızamık, kabakulak, zatürre, grip, tifüz, yılancık, sarılık gibi enfeksiyonlarda sıklıkla görülür. Kötü beslenme, kalsiyum, çinko, B3 vitamini eksiklikleri, tırnak çevresi hastalıkları, hormonal hastalıklar, dolaşım bozuklukları (Raynaud), dapson, retinoid gibi ilaçların kullanımı, arsenik, talyum, flor zehirlenmeleri, sistemik lupus hastalığı nedenleri arasındadır. Bu bozukluk sadece birkaç tırnakta ise tırnağı sık sık geriye itmek, zorlayıcı manikür, kola turnike uygulaması,ortopedik sorun gibi lokal nedenlerle oluşur. </p>
<p>Kaşık tırnak (koiloniki): Tırnak kaşığın içi gibi çukurlaşır. Demir eksikliği anemisi, polisitemi, koroner hastalıklar, hormon hastalıkları (akromegali, guatr, diabet), sifiliz, mantar hastalıkları, Raynaud hastalığı, beslenme bozukluğu, bağ dokusu hastalıkları (skleroderma), kimyasal maddelerle temas, sürekli klavye kullanımı ve sedef gibi cilt hastalıklarında görülür. Normal çocukların ayak tırnaklarında da olabilmekte ve bunlar kendiliğinden düzelmektedir. </p>
<p>Çomak Parmak(Hipokrat Parmağı): Parmaklar trampet bagetine benzer. İlk kez milattan önce 1. yüzyılda Hipokrat, bir akciğer hastasında(ampiyem) tarif etmiştir. En çok parmak uçları ve dudakları moraran(siyanozlu) kalp hastalarında veya akciğer hastalarında görülür. Ayrıca karaciğer sirozu, kolitis ülseroza (barsağın iltihabi bir hastalığı), ve tiroid hastalıklarında da ortaya çıkabilir. Dolaşım bozukluğu veya bazı tümörler gibi lokal hastalıklarda da birkaç parmakta görülür. </p>
<p>Tırnaklarda küçük kanama çizgileri(Splinter hemoraji): Tırnak altına kıymık batmış gibi görünür. Kalp içindeki zarın enfeksiyonu (bakteriyel endokardit), yüksek irtifada yaşamak, bağ dokusu hastalığı, siroz, barsak solucanları(trişin), romatoid artrit, mide ülseri, hipertansiyon, sedef gibi deri hastalıkları, diyaliz hastalarındaveküçük travmalardan sonra görülebilir. </p>
<p>Tırnakta beyaz lekeler (Lökoniki) : Kısmen veya tüm tırnakta, nokta veya çizgi şeklinde, doğumda veya sonradan olabilir. Tüberküloz, nefrit, lenfoma, donuk yaralanması, kanser metastazları, tifo, siroz, cüzam, ülseratif kolit, tırnak yeme, kanser ilacı kullanımı, sert manikür nedeniyle görülebilir.</p>
<p><a href="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/Trnaklarnzsalnzhakkndanesylyor_127E1/ocuktrnak.jpg"><img title="çocuktırnak" style="border-right: 0px; border-top: 0px; display: inline; border-left: 0px; border-bottom: 0px" height="121" alt="çocuktırnak" src="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/Trnaklarnzsalnzhakkndanesylyor_127E1/ocuktrnak_thumb.jpg" width="128" border="0" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/tirnaklariniz-sagliginiz-hakkinda-ne-sylyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Detoks</title>
		<link>http://www.annelerle.com/detoks/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/detoks/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 May 2010 19:28:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Detoks]]></category>
		<category><![CDATA[Detoks hakkında merak edilenler]]></category>
		<category><![CDATA[Detoks nedir?]]></category>
		<category><![CDATA[detoks reçeteleri]]></category>
		<category><![CDATA[Detoksta amaç nedir]]></category>
		<category><![CDATA[detox]]></category>
		<category><![CDATA[Gebe detoks]]></category>
		<category><![CDATA[Gebeler ve emzikliler]]></category>
		<category><![CDATA[Toksinleri vücudumuza nasıl alırız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=3530</guid>
		<description><![CDATA[Sağlığımızı korumak için vücudumuzu toksinlerden arındıran detoks zihinsel, ruhsal ve bedensel bir arınma sürecidir. Toksinleri vücudumuza nasıl alırız? Havada, yiyeceklerimizde, içeceklerimizde ve çevrede bulunan toksinler, vücudumuza girer. Bağışıklık sisteminin düşük olması halinde deri, nefes, vücut salgıları, sindirim ve boşaltım sistemi aracılığı ile toksinler vücudumuzda birikebilirler. Detoks nedir? Detoks zihinsel-ruhsal-bedensel arınmadır. Zihinsel ve ruhsal arınma bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağlığımızı korumak için vücudumuzu toksinlerden arındıran detoks zihinsel, ruhsal ve bedensel bir arınma sürecidir.</p>
<p>Toksinleri vücudumuza nasıl alırız?<br />
Havada, yiyeceklerimizde, içeceklerimizde ve çevrede bulunan toksinler, vücudumuza girer. Bağışıklık sisteminin düşük olması halinde deri, nefes, vücut salgıları, sindirim ve boşaltım sistemi aracılığı ile toksinler vücudumuzda birikebilirler.</p>
<p>Detoks nedir?<br />
Detoks zihinsel-ruhsal-bedensel arınmadır. Zihinsel ve ruhsal arınma bir süreç ister, bedensel arınma ise her gün vücut tarafından lenf dolaşımımız aracılığı ile doğal olarak gerçekleşir.</p>
<p>Detoksta amaç nedir?<br />
Vücudumuzu toksinlerden arındırarak sağlığımızı korumak, vücudumuzdaki sıvıların asitleşmesini önlemek, asit -baz dengesini korumaktır. Sağlıklı bir vücutta kan ve vücut sıvılarının hafif alkali olması beklenir. Alkalik vücut sıvısı ve kandaki oksijen, aynı zamanda güçlü bir bağışıklık sisteminin temelidir. Kanın asitleşmesi organlarımıza ve beyin hücrelerimize zarar verebilir.</p>
<p>Detoks ne zaman yapılmalıdır?<br />
Detoks ihtiyacı, kişiye ve sağlık durumuna göre değişir. Mevsim değişikliklerinde detoks yapmak vücudumuz için faydalı olabilir.</p>
<p>Kimlere detoks yapılmaz?<br />
- Gebeler ve emzikliler,<br />
- Yüksek tansiyon hastaları,<br />
- Gut hastaları,<br />
- Kalp-damar sağlığı bozuk olanlar,<br />
- Kan şekeri düzensizliği yaşayanlar,<br />
- Şeker hastaları,<br />
- Küçük çocuklar,<br />
- Bedenen ağır işte çalışanlar,<br />
- Sağlık sorunu olan yaşlılar,<br />
- Kansızlığı olanlar,<br />
- Düzenli ilaç almak durumunda kalanlar detoks yapmamalıdırlar.</p>
<p>Kimler detoks yapabilir?<br />
- Bir sağlık sorunu olmadan, fazla kiloları nedeniyle zayıflama programına girenler,<br />
- Zihinsel bulanıklık, irritasyon, gözaltında morluklar oluşanlar,<br />
- Kötü nefes,<br />
- Paslı dil,<br />
- Kabızlık,<br />
- İshal,<br />
- Bulantı hali,<br />
- Ciltte yara ve akne si bulunanlar,<br />
- Kötü beden kokusu yaşayanlar<br />
- Sigara –alkol tüketenler, kimyasal malzemelerle çalışanlar,<br />
- Kan testleri normal çıkanlar detoks yapabilirler.</p>
<p>Kaç gün sürer?<br />
3 günden fazla uygulanacak olan detoks programları sağlık açısından zararlı olabilir. Genelde bir günlük bir detoks programı yeterlidir.</p>
<p>İşte Metabolizmamızı Hızlandıracak Ve Vücudumuzu Toksinlerden Arındıracak Çok Özel Detoks İçecekleri</p>
<p>Avakado-Şeftali İçeceği<br />
1 olgun dilimlenmiş avakado,<br />
½ kap tofu krem peynir,<br />
1 kap taze sıkılmış şeftali veya kayısı suyu,<br />
2tatlı kaşığı bal,<br />
3½ çay kaşığı sıvı vanilya,<br />
2 kap buz,<br />
Hepsini blenderdan geçiriniz.</p>
<p>Karışık Limonata<br />
11/2 kap yeşil limon suyu (taze sıkınız) 11/2 kap limonata<br />
11/2 kap portakal suyu,<br />
1 kap maden suyu,<br />
Limon dilimleri-buz.</p>
<p>Limon Yaprağı Ve Papatya Çayı<br />
½ kap kurutulmuş papatya,<br />
2 yemek kaşığı kurutulmuş limon yaprağı,<br />
1/3 kap bal,<br />
6 su bardağı suyu kaynatınız,<br />
Ateşi kapatıp malzemeleri ilave ediniz, ağzı kapalı 10 dakika dinlendiriniz. Süzünüz ve bal karıştırarak sıcak veya buzlu içebilirsiniz.</p>
<p>Lavantalı Limonata<br />
4 adet taze sıkılmış limon suyu,<br />
½ kap kurutulmuş lavanta,<br />
½ kap bal,<br />
5 su bardağı suyu, 2 limon kabuğu rendesi ile kaynatıp süzünüz. Lavanta ilave edip<br />
10 dakika demlendiriniz, süzünüz. Bal ve limon suyu ile karıştırınız.</p>
<p>Böğürtlen+Yoğurt<br />
3 kap böğürtlen,<br />
1 kap light yoğurt,<br />
1 kap light süt,<br />
3 tatlı kaşığı bal<br />
4–5 kakule tohumu, malzemeleri blenderdan geçiriniz.</p>
<p>Muz+Yoğurt<br />
1 muz,<br />
½ kap light yoğurt,<br />
1–2 tatlı kaşığı bal,<br />
2 çay kaşığı keten tohumu,<br />
Buz,<br />
Öncelikle keten tohumunu blenderdan geçiriniz. Diğer malzemeleri de ilave ederek blenderdan geçiriniz. Buz koyabilirsiniz</p>
<p>Havuç+Mango<br />
½ Kap taze sıkılmış havuç suyu,<br />
¼ kap kuş başı doğranmış,<br />
Mango,<br />
¼ kap buz,<br />
1 çay kaşığı rendelenmiş,<br />
Zencefil,<br />
1 çay kaşığı acı biber so,s<br />
Malzemeleri blenderdan geçiriniz.</p>
<p>Çare Çay<br />
2 tatlı kaşığı yaseminli yeşil çay veya kuşburnu, ıhlamur, ada çayı,<br />
3–4 kakule,<br />
2 cm kabuk tarçın,<br />
Fındık büyüklüğünde kök,<br />
Zencefil,<br />
3 adet karanfil.<br />
Çay makinesine 4 su bardağı su koyarak damıtınız. Sıcak-soğuk içebilirsiniz</p>
<p>Nar+Portakal<br />
1 Kap taze nar suyu,<br />
1 kap taze portakal suyu,<br />
1 çay kaşığı toz zencefil, Karıştırıp içiniz.</p>
<p>Nar+Yaban Mersini<br />
1 kap nar suyu,<br />
½ kap yaban mersini,<br />
1 çubuk tarçın,<br />
Malzemeleri kaynatmadan kısık ateşte 10 dakika haşlayıp, tarçını çıkarınız.1 kap maden suyu ve buz ilave ediniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/detoks/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim sarkması ve idrar tutamama</title>
		<link>http://www.annelerle.com/rahim-sarkmasi-ve-idrar-tutamama/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/rahim-sarkmasi-ve-idrar-tutamama/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 20:18:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[idrar tutamama]]></category>
		<category><![CDATA[kadın sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Rahim sarkması]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1804</guid>
		<description><![CDATA[Kadınlarda rahim sarkması ve idrar kaçırma nasıl oluşur? Dokuz kadından birinde rastlanan ve kadınların yaşam kalitesini oldukça kötü yönde etkileyen idrar kaçırmaya neden olan etkenlerin başında pelvik organ sarkmaları gelir. Yaş, gebelik, doğum, genetik yatkınlık, menopoz, obezite, ağır kaldırmak, kronik öksürük ve ciddi kabızlık pelvik organ sarkmalarına neden olabilir. Pelvik tabanını oluşturan kasların ve bağ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda rahim sarkması ve idrar kaçırma nasıl oluşur?<br />
Dokuz kadından birinde rastlanan ve kadınların yaşam kalitesini oldukça kötü yönde etkileyen idrar kaçırmaya neden olan etkenlerin başında pelvik organ sarkmaları gelir. Yaş, gebelik, doğum, genetik yatkınlık, menopoz, obezite, ağır kaldırmak, kronik öksürük ve ciddi kabızlık pelvik organ sarkmalarına neden olabilir. Pelvik tabanını oluşturan kasların ve bağ dokuların hasarı ile oluşan pelvik taban bozuklukları pelvik organ sarkmalarına (rahim, idrar torbası, anal kanal) neden olur. Bu sorun ise idrar kaçırmaya yol açılabilir. Pelvik taban kaslarının ve bağ dokularının hasara en çok uğradıkları dönem gebelik ve doğumdur. Vajinal doğum sayısı artıkça pelvik organların sarkma riski 4–11 kat artar. İleri yaşın, aşırı kilonun, ağır kaldırmanın, kronik öksürüğün ve kabızlığın pelvik organ sarkma oluşumuna önemli katkıları vardır. Pelvik organ sarkmalarının ciddiyeti yavaş yavaş ve zaman içinde artar.</p>
<p>Rahim sarkması ve idrar kaçırmanın bulguları nelerdir?<br />
Bulgular hastalar tarafından başlangıçta kesin olarak bilinemez. Ancak, cinsel ilişki sırasında hissedilen ağrı, kullanılan vajinal tamponun düşmesi, basınç hissi ve dışarı doğru sarkmanın olması ilk bulgu olabilir. Bu sorun tedavi edilmediği takdirde zaman içinde gittikçe kötüleşir ve yaşam kalitesini gittikçe olumsuz yönde etkiler. Nadir de olsa ciddi sarkmalar idrar yapamamaya ve böbrek hasarına neden olabilir. Rahim sarkması ile birlikte görülebilen idrar tutamama zaman içinde hastayı çevresinden uzaklaştırıp asosyal ve depresif bir yaşam şekline zorlayabilir.</p>
<p>Rahim sarkması ve idrar kaçırma sorununda hangi durumda ameliyat kararı verilir?<br />
Yaklaşık dokuz kadından biri idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile ameliyat olmaktadır. Bu ameliyatları olan kadınların üçte biri tekrar ameliyat için başvuruyor.<br />
Öncelikle operasyondan önce hastalarla uzun uzun görüşmek, olguları her yönü ile değerlendirmek gerekir. Sarkma ve idrar tutamama cerrahisi yapan hekimlerin birçok ameliyat çeşidini başarı ile uygulayabilmesi gerekir. Çünkü her hastanın sarkma bölgesi, derecesi ve idrar tutamama şikâyeti farklı farklıdır, bu olgular için değişik ameliyatlar ve tedavi yöntemleri gerekebilir. İdrar kaçırma ve sarkmada ilk yapılacak operasyon çok önemlidir. Eğer bu operasyon başarısız olursa sonraki düzeltmeler daha zor ve problemli olacaktır. Hekim olarak temel amacımız idrar kaçırma veya pelvik organ sarkması nedeni ile başvuran hastalarımızda yaşam kalitesini iyileştirmektir. Bunun için hastalarımızın temel şikâyetini belirlemek için dikkatli bir sorgulama yapmak ve buna sebep olan sarkma veya temel problemi anlayıp cerrahi planımızı yapmak olmalıdır. Aksi yönde yapılan müdahaleler yaşam kalitesini kötüleştirmektedir.</p>
<p>İdrar tutamama sorunu için nasıl bir tedavi uygulanıyor?<br />
Tedavi prensibi hastalara şikâyetiyle ilgili dikkatli bir sorgulama yapmak ve buna sebep olan sarkma veya temel problemi saptamaktır.<br />
Birçok kadın idrar tutamamayı normal olarak kabul edebilir. Ancak bilinmelidir ki idrar tutamama bir hastalık değildir, idrar tutamamanın birçok sebebi olabilir. Örneğin Parkinson ve Alzheimer hastalığının ilk bulgusu olarak idrar kaçırma karşımıza çıkabilir. İdrar tutamamanın tedavisindeki başarı için anahtar nokta sebebin iyi araştırılıp tedaviye daha sonra başlamaktır. İdrar tutamamanın en sık iki nedeni; stresle idrar kaçırma ve sıkışma ile idrar kaçırma bu aşamada ayırt edilmektedir.</p>
<p>Sıkışma ile idrar kaçırma, genelde ilaç ve pelvik taban kaslarının fizik tedavisi ile tedavi edilmektedir. Sıkışma ile idrar kaçırma kadınların yaşam kalitesini çok olumsuz etkilemektedir. Kliniğimizde bu tip hastalarımızın yaşam kaliteleri kısa sürede egzersiz ve ilaç tedavileri ile iyileştirilmektedir.</p>
<p>Stres idrar kaçırma, karın içi basınç artmasına neden olan gülme, öksürme, ağır kaldırma, ıkınma ile aynı anda olan idrar kaçırmadır. Pelvik organ sarkmaları bu tip idrar kaçırma şekline neden olurlar. Stres ile idrar kaçırma pelvik taban kaslarının egzersizi veya cerrahi ile tedavi edilir.</p>
<p>Pelvik organ sarkması ve idrar tutamama şikayeti olan hastaların tedavisi; sebebe, semptomların şiddetine, pelvik taban kaslarının güçlerine, kişinin beklentilerine, cinsel aktivitesine, genel sağlık durumuna göre şekillendirilir. Rahim sarkmalarında rahimi almadan sarkmaların cerrahi tedavisi başarı ile yapılmaktadır.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-1805" title="yeditepe" src="http://www.annelerle.com/wp-content/uploads/yeditepe.gif" alt="yeditepe" width="91" height="75" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/rahim-sarkmasi-ve-idrar-tutamama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suyun Faydaları</title>
		<link>http://www.annelerle.com/suyun-faydalari/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/suyun-faydalari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:12:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1039</guid>
		<description><![CDATA[Vücudun yaklaşık yüzde 55- 75’ lik kısmını su oluşturur. Bu yüzden suyun vücuttaki tüm reaksiyonalardaki  ve metabolizmanın düzenlenmesindeki etkisi tartışılamaz. Tüm gün içilecek 2 litre su; • Zayıflamaya yardımcı olur. • Enerji oluşumunu artırır. • Oksijeni ve besin maddelerini taşır. Böylelikle doku ve organları korur. • İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlar. • Hücre ve kas dokularını güçlendirir. • Tükürük ve mide [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun yaklaşık yüzde 55- 75’ lik kısmını su oluşturur. Bu yüzden suyun vücuttaki tüm reaksiyonalardaki  ve metabolizmanın düzenlenmesindeki etkisi tartışılamaz.</p>
<p>Tüm gün içilecek 2 litre su;</p>
<p>• Zayıflamaya yardımcı olur.<br />
• Enerji oluşumunu artırır.<br />
• Oksijeni ve besin maddelerini taşır. Böylelikle doku ve organları korur.<br />
• İdrarla zararlı maddelerin atılmasını sağlar.<br />
• Hücre ve kas dokularını güçlendirir.<br />
• Tükürük ve mide salgısında bulunur. Böylelikle besinlerin sindirilmesinde rol oynar.<br />
• Zararlı maddeleri dokulardan uzaklaştırır.<br />
• Cildi gerginleştirerek, cilde parlaklık kazandırır.</p>
<p>Aç karnına içilen su;</p>
<p>• Organizmayı zararlı toksinlerden arındırarak, bağışıklık sisteminin görevini yapmasına yardımcı olur. Böylelikle kişinin zinde ve dinç kalmasına yardımcı olur.<br />
• Emziren kadınlarda, süt üretimini artırır.<br />
• Cildin nem ve elastikiyetinin düzenlenmesine yardımcı olarak, selülit oluşumunu da önler.</p>
<p>Uzmanlar özellikle sıcak havalarda vücut sıcaklığının korunması için ortalama 10-12 bardak su içilmesi gerektiğini belirtiyorlar. Vücut geceleri su almadığı için özellikle sabahları uyanır uaynmaz bir bardak suyun içilmesi gerektiğini de belirtiyorlar.</p>
<p>Öğlen ve akşam yemeklerinden önce içilen bir bardak su;</p>
<p>• İştahı bastırarak, mideyi doldurur.<br />
• Sindirime iyi gelir.</p>
<p>Spor yapmadan önce içilen bir bardak su;</p>
<p>• Metabolizmayı çalıştırarak, kas glikojeninin tükenmesini önler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/suyun-faydalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Hastalıkları</title>
		<link>http://www.annelerle.com/kis-hastaliklari/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/kis-hastaliklari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1037</guid>
		<description><![CDATA[Kış hastalıkları mevsimsel ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya ve çoğunluğu “enfeksiyon”, yani “mikrobik” hastalıklardır.  Kış aylarında ısının düşmesi, kalabalık ve havasız ortamlarda bulunulması, hava kirliliği gibi etmenler hastalık risikini arttırmaktadır.  Özellikle okullarda çocuklar hastalıkları sürekli birbirlerine bulaştırırlar.  Bunlara bağlı olarak vücudumuzda bir takım değişiklikler gerçekleşir.  Stress, cilt kuruması, sağlıksız besinlere yönelme, hareketsizlik ve bedenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kış hastalıkları mevsimsel ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak ortaya ve çoğunluğu “enfeksiyon”, yani “mikrobik” hastalıklardır.  Kış aylarında ısının düşmesi, kalabalık ve havasız ortamlarda bulunulması, hava kirliliği gibi etmenler hastalık risikini arttırmaktadır.  Özellikle okullarda çocuklar hastalıkları sürekli birbirlerine bulaştırırlar.  Bunlara bağlı olarak vücudumuzda bir takım değişiklikler gerçekleşir.  Stress, cilt kuruması, sağlıksız besinlere yönelme, hareketsizlik ve bedenin koruyucu mekanizmasının iyi çalışmaması gibi.  Bu değişiklikler neticesinde başışıklık sistemi zayıflar ve mikroplar için gerekli zemini hazırlar.</p>
<p>Soğuk algınlığı, farklı virüslerin neden olduğu; burun ve boğazda yerleşen hafif bir enfeksiyondur. Genellikle 1 haftayı bulan hastalığın süresi; çocuklarda, yaşlılarda ve başka rahatsızlığı olan kişilerde uzayabilir.</p>
<p>Yetişkinlerde yılda 2 &#8211; 4 kez, küçük çocuklarda ise yılda 6 – 8 kez tekrarlayabilir. Belirtileri arasında hapşırık, boğazda tahriş, öksürük, burun ve geniz akıntısı sayılabilir. Hastalık küçük çocuklarda ateş yapabilir.</p>
<p>Soğuk algınlığının aşısı ve ya hastalığa neden olan virüslere yok edici ilaç tedavisi yoktur. Antibiyotikler, sadece soğuk algınlığına eşlik eden bakteriyel enfeksiyon da var ise kullanılmaktadır.</p>
<p>Kafein ve alkol istenilenin susuzluk yaratacağından, tedavi süresince kaçınılmalıdır.  Yatak istiharati, sigaradan uzak kalma, bol sıvı alımı ve ıhlamur hastalığın sempomlarının azaltılmasında etkilidir.</p>
<p>Hastalıktan nasıl korunabilirsiniz?</p>
<p>• Özellikle hastalığın ilk birkaç günü, soğuk algınlığı olan kişilerden uzak durulmalıdır.</p>
<p>• Soğuk algınlığı olan kişi ile teması sonrasında eller yıkanmalıdır.</p>
<p>• Hasta olan kişi eğer çocuk ise oyun sonrası, çocuğun oyuncakları da yıkanmalıdır.</p>
<p>• Fark edilmeden alınmış olabilecek virüslerin bulaştırılmaması için parmaklar, burun ve gözlerden uzak tutulmalıdır.</p>
<p>• Banyoda sağlıklı kişiler için ikinci bir havlu bulundurulmalıdır.</p>
<p>• Sinüslerinizin kurumaması için yaşanılan ortamın nemine dikkat edilmelidir.</p>
<p>• Soğuk algınlığından korunmaya yönelik henüz bir aşı geliştirilmemiştir. Yapılan çalışmalar, pek çok soğuk algınlığı tipi için tek bir aşı geliştirmeye yöneliktir.</p>
<p>Eğer soğuk algınlığı var ise;</p>
<p>• Öksürme veya hapşırma sırasında ağız-burun mendil ile kapatılmalı ve ardından mendil çöpe atılarak, eller yıkanmalıdır.</p>
<p>• Astım veya kronik akciğer hastalığı gibi hastalığa duyarlı kişilerden uzak durulmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/kis-hastaliklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düşük (Abortus)</title>
		<link>http://www.annelerle.com/dusuk-abortus/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/dusuk-abortus/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:08:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1035</guid>
		<description><![CDATA[Dikkat: yazıda gebelik haftaları son adet tarihinin ilk gününden itibaren geçen süre olarak verilmiştir. Gebeliğin 20. haftası tamamlanmadan önce (ya da bebek 500 gramlık ağırlığa erişmeden önce) herhangi bir nedenle gebeliğin bitmesine düşük adı verilir. Gebeliğin yasal sınırlar içerisinde istek üzerine aile planlaması amacıyla sonlandırılmasına yasal tahliye, başka bir nedenle (anne adayının sağlık durumunun gebeliğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Dikkat: yazıda gebelik haftaları son adet tarihinin ilk gününden itibaren geçen süre olarak verilmiştir.</em></p>
<p>Gebeliğin 20. haftası tamamlanmadan önce (ya da bebek 500 gramlık ağırlığa erişmeden önce) herhangi bir nedenle gebeliğin bitmesine düşük adı verilir. Gebeliğin yasal sınırlar içerisinde istek üzerine aile planlaması amacıyla sonlandırılmasına yasal tahliye, başka bir nedenle (anne adayının sağlık durumunun gebeliğin devamına izin vermemesi, bebekte yaşamla bağdaşmayan anomaliler olması veya ölmüş olması) sonlandırılmasına ise tıbbi tahliye adı verilir.</p>
<p>Anembriyonik (Boş) Gebelik Yapılan ultrasonda gebelik haftasına göre embriyo görülmesi gerekirken, embriyonun görülememesi durumudur. Embriyonun abdominal (karından yapılan) ultrasonografide takriben 6 haftalıkken, vajinal ultrasonografide ise takriben 5.5 haftalıkken görülememesi durumunda anembriyonik gebelik düşünülür. (Ancak gebelik haftası değerlendirmesi yapılırken son adet tarihi baz alındığında oluşabilecek hatalar nedeniyle (geç yumurtlama gibi), haftaya bağlı yorum çok dikkatli yapılmalıdır). Gebelik kesesi bu durumda haftasına uygun büyüklükte olabileceği gibi, normalden büyük ya da küçük olabilir. Embriyo gebeliğin erken aşamasında aşağıdaki anlatılacak nedenlerden birine bağlı olarak ölmüş ve rezorbe olarak (&#8220;eriyerek&#8221;) görülmez hale gelmiş, ya da baştan beri hiç gelişmemiştir. Gebelik hormonları belli bir süre daha etkili olmaya devam eder ve belli bir süre sonra (ortalama 1 hafta içinde) gebeliğin düşükle sonuçlanması beklenir.  Anembriyonik gebelik tanısının kesin olduğu durumlarda tıbbi tahliye uygulanmalıdır. Şüphede kalınan durumlarda ikişer gün aralıklarla tercihan vajinal ultrasonografide gebelik kesesinin büyümesi izlenebilir ve /veya beta HCG değerlerinin normal artıp artmadığı araştırılabilir (beta HCG bu dönemde 48 saatte bir yaklaşık iki katına çıkar ve gebelik kesesi günde ortalama 1.2 milimetre büyür). Gebelik kesesinin büyümemesi, küçülmesi veya gerekenden yavaş büyümesi durumunda yine anembriyonik gebelik tanısı konarak gebelik sonlandırılmalıdır.</p>
<p>Bozulmuş Gebelik  Anembriyonik gebelikle benzer bir durumdur. Sıklıkla gebelik kesesinin düzensiz olarak izlendiği durumlarda bu tanı konur. Normalde yusyuvarlak olması gereken gebelik kesesi düşükten hemen önceki dönemde düzensiz hale gelebilir ve yine sıklıkla kesenin etrafında az miktarda kan birikimi olur. Bozulmuş gebelik ifadesi genellikle bu durumu tarif etmek için kullanılır. Tanı konduktan sonra tıbbi tahliye ile gebeliğe son verilir.</p>
<p>Missed abortion (missed abortus) Embriyo öldükten belli bir süre sonra anne adayının kanına bazı maddeler geçmeye başlar ve kısa süre içinde gebelik hormonları da azalmaya başlar. Takiben gebelik belirtileri giderek azalır. Döllenen yumurta hücresinin üretilmiş olduğu yumurtalıkta, ovulasyondan hemen sonra çatlamanın oluştuğu bölgede ortaya çıkan ve gebeliğe erken dönemde progesteron desteği veren corpus luteum (korpus luteum okunur) yapısı da çöker. Buna bağlı olarak hormon desteğini yitiren gebelik, uterus kasılmalarıyla kendini dışarıya atma işlemlerine başlar. Bu işlemler genellikle embriyo öldükten sonraki birkaç gün içinde başlar ve bir haftanın sonunda ağrı ve kanamayla gebelik ürünleri dışarı atılır. Embriyonun ölmesinin üzerinden 2 hafta geçmiş olmasına rağmen düşük eyleminin başlamamasına missed abortus (&#8220;beklenen ama gerçekleşmeyen&#8221; düşük) adı verilir. Bu tanı giderek azalmaktadır, zira günümüzde embriyonun ölü olduğu farkedildiğinde kısa zamanda tıbbi tahliye önerilir. Bu tanı en sık ultrasonda son adet tarihine göre olması gereken embriyo gelişiminin en az iki hafta geri kaldığı ölmüş embriyo (12. haftadan sonra fetus denmelidir) görüldüğünde konur. Tedavi yine gerekli ön tetkikler sonrası tıbbi tahliyedir.</p>
<p>IUMF: Inutero mort fetalis (=fetusun ölmesi)   Fetusun herhangi bir nedene bağlı olarak öldüğünün gözlenmesi durumunda bu tanı konur. Ölüm gerçekleştikten sonra anne adayının kanına geçen bazı maddelerin etkisiyle ve hormonların azalmasıyla sıklıkla en geç iki hafta içinde düşük eylemi kendi kendine başlar. Ancak günümüzde bu tanı konduğunda beklemek yerine gerekli ön tetkikleri takiben tıbbi tahliye önerilir.</p>
<p>Herhangi bir nedenle embriyo ya da fetus öldüğünde anne adayının kanına geçen maddeler kan pıhtılaşma mekanizmasını olumsuz yönde etkileyen maddelerdir. Bebek öldüğünde gebelik haftası ne kadar ileriyse ve ölümün üzerinden geçen gün sayısı ne kadar fazlaysa kan pıhtılaşmasının olumsuz yönde etkilenme riski o kadar fazladır. Bu pıhtılaşma bozukluğu basit bir şekilde yanlızca pıhtılaşma zamanını hafifçe etkileyen ve uzatan bir bozukluk olabileceği gibi, tüm pıhtılaşma faktörlerinin kısa zamanda tükenmesiyle sonuçlanan ciddi bir durum olabilir. Yaygın damariçi pıhtılaşması (DIC Disseminated intravascular coagulopathy) adı verilen bu durum kanamaya bağlı ölüme bile neden olabileceğinden, bebeğin ölü olduğu saptandığında, gerekli ön tetkikler yapıldıktan sonra fazla beklenmeden gebeliğin tahliye edilmesi tercih edilir. Halk arasında bu durum &#8220;ölü bebeğin anneyi zehirlemesi&#8221; olarak bilinir.</p>
<p>DIC ihtimalini araştırmak için kan pıhtılaşmasını değerlendiren testlerin fetusun ölü olduğu tüm durumlarda yapılması gerekir. Özellikle yüksek riskli durumlarda (büyük gebelik, fetusun uzun zamandan beri ölü olduğundan şüphelenilmesi) tahliye öncesi hastanın kan grubuna uygun olarak taze kan hazır bulundurulması da önemlidir.</p>
<p>Spontan (kendiliğinden) abortus  Bozulmuş gebelik veya anembriyonik gebelik oluştuğunda, bebek öldüğünde yukarıda anlatıldığı gibi fizyolojik mekanizmalar devreye girer ve uterusun içini boşaltarak gebelik öncesi duruma getirmeyi amaçlar. Bu da kendini gebeliğin ilk 20 haftasında kanama, ağrı ve beraberinde &#8220;parçalar&#8221; düşürme şeklinde gösterir. Gebelik haftası ilerledikçe kaybedilen kan miktarı artar ve düşen &#8220;parçaların&#8221; hacmi de daha fazla olur. Muayenede serviks (rahimağzı) açıktır ve dışarıya kan ve gebelik ürünlerinin çıktığı gözlenir. Düşük eylemi vücudun kendisi tarafından başlatılmıştır.</p>
<p>Düşük eyleminin kendi kendine başlayıp bitmesi durumunda komplet abortus (tamamlanmış düşük) deyimi kullanılır. Özellikle ilk 6 haftasında veya 14 haftalıktan büyük olan gebeliklerde oluşan düşüklerde sıklıkla komplet abortus oluşur. Muayenede kanamanın az olduğu gözlenirse ve tercihan vajinal ultrasonografide uterusun içinin tamamen boşaldığı gözlenirse ek müdahale gerekmez.</p>
<p>Bazı durumlarda ise düşük eylemi başlar ancak uterusun içinin kendi kendine boşalması uzun sürer ve bazen de tam boşalma hiç gerçekleşmez. Bu duruma da inkomplet abortus (tamamlanmamış düşük) adı verilir. Özellikle 6 hafta ile 14 haftalık gebeliklerin düşükle sonuçlandığı durumlarda zarlar ve yeni gelişmekte olan plasenta uterusa sıkıca tutunmuş olduklarından uterus kasılmaları bu yapıları yerinden söküp dışarı atmakta zorlanır. Düşük eylemi sürdükçe uterus tam boşalamamış olduğundan kanama devam eder. Bu durumlarda hem kanamayı durdurmak, hem de içeride kalan parçaların enfeksiyona yolaçmasını önlemek için kürtaj yapılması gerekir. Kürtaj, gebelik haftasına göre değişmek üzere, 10. haftaya kadar genellikle plastik boru şeklinde aletlerle uterus içinde kalan parçaların temizlenmesi işlemine verilen isimdir. Plastik borular, arka kısımlarına takılan vakumun emici etkisiyle ve yine uçlarının nispeten keskin olması nedeniyle uterus duvarına yapışık halde bulunan &#8220;parçaları&#8221; uterus dışına çekerler. Bazı durumlarda aynı işlem küret adı verilen metal aletler yardımıyla hafifçe kazınarak yapılması gerekebilir.</p>
<p><strong>Rest plasenta (parça kalması)</strong><br />
Düşük sonrası veya yasal tahliye sonrası uterus içinde plasenta ve gebeliğe ait diğer bazı parçaların kalmasına verilen isimdir. Kanamayı durdurmak ve enfeksiyonu önlemek için genellikle kürtaj uygulanması tercih edilir.</p>
<p><strong>Habituel abortus (tekrarlayan düşükler)</strong><strong><br />
</strong>Bir kadının en az iki kere (bazı ekollerde üç kere) düşük yapmasına verilen isimdir.</p>
<p><strong>Düşük neden olur?</strong><strong><br />
</strong>Oosit (yumurta hücresi) döllendiği andan itibaren gebelik başlar Döllenen yumurta hücresi Fallop tüpünde ilerleyerek uterus içine ulaşır ve burada en uygun yerde yerleşir. Bu yerleşme (implantasyon) sonrasında beta HCG salgısı başlar.<br />
Doğanın en önemli görevlerinden biri yeryüzünün canlılara sunduğu sınırlı kaynaklarından en mükemmel olan canlıların faydalanmasını sağlamaktır. Bunun için de doğa(l) mekanizmalar yeni canlı oluşumunun her aşamasında ve hatta canlılar dünyaya geldikten sonra da hayatın her aşamasında devreye girerek tüm canlılar bir sınava tabi tutulur, &#8220;hatalı&#8221; olanlar ortadan kaldırılır ve kusursuz olanlara &#8220;yer açılır&#8221;. &#8220;En mükemmel&#8221; olan burada genetik, yapısal ve işlevsel olarak en mükemmel olan anlamında kullanılmaktadır. Doğal seleksiyon (seçim) adı verilen bu fizyolojik mekanizma &#8220;hatalı&#8221; olan organizmaları bulur ve yukarıda anlattığımız gibi, mükemmel olanlarına yeraçmak için bir anlamda kendi yaptığı hataları yokederek düzeltmeye çalışır. En dar anlamda bakıldığında &#8220;düşük&#8221; bu fizyolojik mekanizmanın dışavurumlarından biri olarak görülebilir.</p>
<p>Doğal seleksiyonun düşük eyleminde en önemli özelliklerinden biri en erken dönemlerde devreye girmesidir. Hata henüz büyük boyutlara ulaşılmadan bertaraf edildiğinde mekanizma daha iyi işler. Bu nedenle her ne kadar &#8220;düşük&#8221; terimini ilk 20 hafta içinde oluşan bir olay olarak tarif etmiş olsak da aslında düşükler en sık gebeliğin oluştuğu ilk günlerde oluşur ve önemli bir kısmı da henüz adet gecikmesi gibi gebelik belirtileri oluşmadan, yani kadın gebe olduğunu algılamadan meydana gelir. Döllendikten hemen sonra süreç işlemeye başlar ve döllenmiş olan ancak &#8220;kalitesi düşük&#8221; yumurta hücresi hemen yokedilmeye çalışır. Bu süreç o kadar hassas işler ki, bu aşamadan adet gecikmesi olan gebeliğin dördüncü haftasına kadar oluşmuş olan gebeliklerin yaklaşık %25 i düşükle sonuçlanır. Bu gerçeği beta HCG hormonu ölçüm yöntemleri geliştirildikten sonra anlamış bulunuyoruz. Yukarıda anlattığımız gibi implantasyon (uterus içinde yerleşme) oluştuktan hemen sonra başlayan beta HCG salgısı hassas laboratuar incelemeleriyle ölçülebilmekte ve kadında henüz adet gecikmesi olmadan beta HCG salgısının arttığının gözlenmesiyle gebelik tanısı kesin konabilmektedir. Bu aşamada henüz biyolojik olarak gebelik başlamamış olduğundan ve kan biyokimyasına göre (yani beta HCG artışına göre ) gebelik tanısı konduğundan gebeliğe &#8220;kimyasal gebelik&#8221; adı verilir.</p>
<p>Doğal seleksiyonun diğer bir özelliği de hatalarını düzeltme yönündeki tutumunu &#8220;inatçı&#8221; bir şekilde devam ettirmesidir. Kadında adet gecikmesi olduktan sonra da takip devam eder ve tanısı konmuş gebeliklerin yaklaşık %15 i de gebeliğin ilerleyen haftalarında düşükle sonuçlanır. Yani bunun anlamı, oluşmuş gebeliklerin yaklaşık %40 ı düşükle sonuçlanmaktadır! Bu durum doğanın çok hata yapmasından değil, en ufak hataları bile &#8220;affetmemesinden&#8221; kaynaklanan bir durumdur.</p>
<p>Gebelik haftası ilerledikçe gebeliğin düşükle sonuçlanma olasılığı azalır. Zira doğal seleksiyon süreci &#8220;hatalı gebelikleri&#8221; sıklıkla erken gebelik haftalarında yakalar ve sonlandırır. Nitekim düşüklerin %80 i gebeliğin ilk 12 haftasında gerçekleşir ve bu haftadan sonra düşük riski giderek azalır. Yapılan bazı çalışmalar bebeğin ultrasonografide kalp atışlarının gözlenmesi durumunda düşük riskinin %3 e kadar düştüğünü göstermektedir.</p>
<p>Yukarıda anlattığımız bu doğal seleksiyon süreci elbette her düşüğün nedeni değildir. Özellikle tekrarlayıcı düşüklerin önemli bir kısmı, kadında varolan bazı yapısal kusurlara (uterus şekil bozuklukları gibi), hormonal dengesizliklere (polikistik over gibi, tiroid işlev bozuklukları gibi), kadında ve /veya erkekte varolan genetik bazı kusurlara bağlı olarak da oluşabilir. Aşağıda bu nedenlerin daha geniş bir listesini bulacaksınız.</p>
<p>Ancak şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Erken gebelikte ortaya çıkan düşüklerin %50 sinden fazlası bebekte tesadüfi olarak ortaya çıkan ve tekrarlayıcı özelliği bulunmayan kromozom anomalilerine bağlı meydana gelir. Düşük esnasında gebelik haftası ne kadar ufaksa nedenin böyle olma olasılığı o kadar yükselir. Bu yüzden de düşük, üreme çağında bulunan kadınların sıklıkla yaşadığı ve çoğunlukla tekrar etmeyen bir durum olarak kabul edilebilir.</p>
<p>Doğal seleksiyon elbette her üretim hatasını saptayamaz ve bazı gebelikler hatalı üretilmiş olmalarına karşın devam eder. Doğal seleksiyon süreci bu hataları gebeliğin ilerleyen haftalarında yakaladığında kendini geç düşükler ya da erken doğum, ölü doğum şeklinde belli edebilir. Esasen erken doğumların bir kısmının nedeni de budur.</p>
<p>Doğal seleksiyon hatalı üretimi doğuma kadar yakalayamadığında yenidoğan döneminde yakalayabilir. Yenidoğan ölümlerinin önemli nedenlerinden biri de anomalili doğmuş bebeklerdir.</p>
<p><strong>Kimlerde düşük yapma riski daha yüksektir?</strong><br />
Anne (ve baba adayının) gebeliğin oluştuğu esnada yaşı ne kadar yüksekse ve kadının daha önceden yaşadığı gebelik sayısı ne kadar fazlaysa gebeliğin düşükle sonuçlanma riski de o kadar artar. Bu doğaldır, zira yaş arttıkça gamet hücrelerinde (kadınlarda yumurta hücresi, erkeklerde sperm) genetik bozukluklar meydana gelme olasılığı ve bu meydana gelen bozukluğun döllenmiş hücreye geçme olasılığı artar. 20 yaşından daha genç olan anne adaylarında düşük riski yaklaşık %10 iken (gebelik tanısı konulan gebeliklerin düşük oranı), 40 yaşından daha ileri yaşta olanlarda bu risk %30 civarındadır. Baba adayının yaşının 40 ın üzerinde olduğu gebeliklerde de düşük riski iki kat artar.</p>
<p>En önemli etken olan anne ve baba adayı yaşı dışında, anne adayındaki bazı hormonal, kronik ve jinekolojik hastalıklar, vajinit türleri, sigara ve alkol kullanımı ve mesleki olarak bazı maddelere sürekli maruz kalma da düşük oluşma riskini artırır.<br />
Daha önceki gebeliklerinden biri düşükle sonuçlanmış olan anne adaylarında da yeni bir gebeliğin düşükle sonuçlanma riski hafifçe artar. Daha önce yapılan iki veya daha fazla düşükte ise önceden gerçekleşmiş düşük sayısı arttıkça yeni gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski artar. Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.  Yeni doğum yapmış bir anne adayında doğumdan sonraki ilk üç ayda oluşan gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski nispeten yüksektir.</p>
<p><strong>Düşük nasıl belirti verir?</strong><br />
Düşüğün &#8220;olmazsa olmaz&#8221; belirtisi kanamadır. Erken gebelik haftalarında kanamanın beraberinde ağrı olmayabilir ve &#8220;parça düşürme&#8221; de &#8220;parçaların&#8221; ufak olması nedeniyle algılanamayabilir.</p>
<p><strong>Düşük tehdidi nedir?</strong><br />
Gebeliğin ilk yarısında kanama ya da kanlı akıntı olması durumunda yapılan jinekolojik muayenede kanamanın uterus dışında bir yerden gelmediğine emin olunduğunda düşük tehdidi tanısı konur. Bazı anne adaylarında basur kanaması, idrar yollarındaki kanama, ya da serviksteki bir hastalığa bağlı olarak özellikle cinsel ilişkiden sonra oluşan kanama da yetersiz bir değerlendirme sonucu düşük tehdidi sanılabilir. Bu nedenle &#8220;düşük tehdidi&#8221; tanısını hemen koymadan komple bir jinekolojik ve genital muayene ihmal edilmemelidir. Anne adaylarının çoğu bu muayeneye karşı isteksizdir. Ancak jinekolojik muayene ve/veya ultrasonun düşüğe neden olduğu konusunda bilimsel bir veri bulunmamaktadır. Gebeliğin erken dönemlerinde oluşan kanamanın diğer nedenlerini de asla gözardı etmemek gerekir. Bunlar arasında en önemlileri dış gebelik, mol gebeliği, selim ve habis tümörler, sindirim sisteminden veya idrar yollarından olan kanamalardır.</p>
<p>Beklenen adet döneminde oluşan kanama (&#8220;üstüne görme&#8221;), implantasyonda (beklenen adetten bir hafta önce) oluşan kanama, 8. hafta civarında plasentanın corpus luteum işlevlerini üzerine almasına bağlı oluşan kanama da sağlıklı seyreden bir gebelikte ender olarak görülen &#8220;lekelenmenin&#8221; nedeni olabilir.</p>
<p>Düşük tehdidi tüm gebeliklerin %20-25 inde görülen ve özellikle erken gebelik haftalarında %40-50 düşükle sonuçlanan bir durumdur. Düşük tehdidi kanaması genellikle hafiftir ancak günler hatta haftalar sürebilir. Kanama miktarı arttıkça düşük tehdididin düşükle sonuçlanma riski de artar. Gerçek bir düşük tehdidi geçiren anne adaylarında gebeliğin ilerleyen haftalarında da erken doğum, bebekte gelişme geriliği gibi normaldışı bir durum ortaya çıkma olasılığı nispeten artar. Bu nedenle bu tanıyı almış anne adaylarının gebelik döneminde ve doğumdan hemen sonraki dönemde daha sıkı takip edilmeleri uygundur.</p>
<p>Düşük tehdidi tanısı koyabilmek için jinekolojik muayenede serviksin kapalı olduğu gözlenmeli ve ultrasonda bebeğin kalp atışlarının olduğu gözlenmelidir. Bebeğin kalp atışlarının henüz ultrasonla gözlenemeyecek kadar ufak olduğu veya henüz embriyonun bile görülemediği erken gebelik haftalarında ise uterus içinde gebelik kesesinin düzgün yapısının devam ettiği gözlenmelidir.</p>
<p><strong>Düşük tehdidi durumunda ne yapılmalıdır?</strong><br />
Düşük tehdidi tanısı konduğunda cinsel ilişki uterusta kasılmalara yolaçtığından yasaklanır. İstirahat edilmesi de dahil olmak üzere düşük tehdidinde alınan önlemlerin kesinlikle başarılı olduğu yönünde bilimsel veriler mevcut değildir. Progesteron tedavisi sık uygulanmasına karşın bunun da etkili olduğunu söylemek için elimizde yeterli bilimsel veri mevcut değildir. Hatta bazı çalışmalar bu tedavinini önlenmesi imkansız olan bir düşüğü geciktirdiğini göstermektedir.  Düşüklerden sonra mutlaka uygulanması gereken anti-D immunglobulin (Rhogam, yani &#8220;uyuşmazlık iğnesi&#8221;) kan uyuşmazlığı olan çiftlerde ihmal edilmemelidir.</p>
<p><strong>Gebeliğin sağlıklı olup olmadığını değerlendiren testler</strong><br />
Beta HCG  Beta-HCG, gebelik oluştuktan yaklaşık 6 gün sonra (gebelik ürünü endometriuma yerleştikten sonraki ilk saatlerde) kana geçmeye başlar. Hassas gebelik testleri, kanda beta HCG yi henüz adet gecikmesi olmayan bir dönemde, son adet tarihinden sonraki 24. günde saptayabilirler. Beklenen adet geciktiğinde kanda beta HCG oranı yaklaşık 100-600 IU/l dir. Bu seviye 8-10. haftalar arasında 100.000 IU/l lik maksimum seviyeye ulaştıktan sonra giderek azalır ve 20. haftadan itibaren gebeliğin sonuna kadar 10.000 lik seviyede kalır.</p>
<p><strong>Eczanelerde satılan testler güvenilirmidir?</strong> </p>
<p>Bu testlerde iki sorun vardır: Öncelikle bu testler idrardaki beta HCG yi saptadıklarından, kandaki beta HCG belli bir seviyeye ulaşıp idrara da yansıyana kadar, gebelik olmasına karşın negatif sonuç verebilirler. Testin hassasiyetine bağlı olarak, idrarda beta HCG saptanması, adet gecikmesinin bir hafta ile 10 gün sonrasına kadar gerçekleşmeyebilir.  Diğer bir sorun da LH adı verilen ve ovulasyonun yönetiminden sorumlu olan hormon yapısal olarak beta HCG ye çok benzer ve özellikle eski teknolojiyle çalışan testler LH yı beta HCG sanarak yanlış bir şekilde gebeliğin pozitif çıkmasını sağlayabilirler. Bu tür testler özellikle LH nin yumurtlamadan önceki fizyolojik yükseldiği dönemde uygulandıklarında pozitif sonuç vererek yanıltabilirler. Bu yüzden piyasadan satın aldığınız testin özellikleri hakkında bilgi edinmeniz ve mümkün olan her durumda klinik veya hastanelerde kullanılan hassas testleri yaptırmanız daha uygundur.</p>
<p>Gebeliğin seyrinin sağlıklı olup olmadığı konusunda kanda seri beta HCG ölçümleri değerli bilgiler verir. Normal bir intrauterin (rahimiçi) gebelikte 48 saat arayla yapılan ölçümde (kural olmamakla beraber) beta HCG seviyesinin iki kat artması beklenir. Bu artış olmadığında veya düşüş gerçekleştiğinde dış gebelik veya bozulmuş gebelik söz konusu olabilir. Kesin tanı elbette klinik ve ultrasonografi bulgularıyla beraber konur.  Yine kandaki beta HCG seviyesi haftaya göre aşırı yüksek bulunduğunda (çoğul gebelikte olması gerekenden bile yüksek olduğunda) mol gebeliği veya Down sendromu gibi normaldışı bir durumdan şüphelenilebilir. Yine kesin tanı diğer tanı yöntemleri beraberce kullanılarak konur.</p>
<p>Ultrasonografi   Transvajinal ultrasonografi, abdominal (karından yapılan) ultrasonografiye göre daha güvenilir bilgiler verir ve gebelik yapıları vajinal yolla bakıldığında abdominal yola göre bir hafta daha erken görülebilir.</p>
<p>Gebelik kesesi çapı, gebelik kesesinin düzenli olup olmaması, yolk sac (yolk sak okunur) adı verilen yapının büyüklüğü ve özellikleri, fetusun boyu ve kalp atışlarının gözlenip gözlenememesi, fetusun kalp atım sayısı gibi özellikler gebeliğin seyri hakkında değerli bilgiler verir. Bunların beraberce veya birbirini takipeden sırada değerlendirilmesi düşük riski olan anne adaylarında gebeliğin durumu hakkında iyi bir kılavuz olabilir.</p>
<p>Beta HCG değerinin 1500 IU/l olmasına karşın transvajinal ultrasonda gebelik kesesinin görülememesi, 6000 IU/l olmasına karşın transabdominal ultrasonda gebelik kesesinin görülememesi durumunda dış gebelik sözkonusu olabilir.</p>
<p>Yine transvajinal ultrasonda gebelik kesesi 13 mm. ve daha büyük olmasına karşın yolk sac yapısının henüz gözlenememesi, kesenin 17 mm. ve daha büyük olmasına karşın embriyonun gözlenememiş olması gebeliğin sağlıklı olmadığını düşündürür.</p>
<p><strong>Düşüğün tekrarlama riski nedir?</strong><br />
Bir kez düşük yapan kadının sonraki gebeliğinde tekrar düşük yapma riski %20 dir. Üç ve daha fazla sayıda düşük yapmış bir kadının ise yeni bir gebelikte tekrar düşük yapma riski yaklaşık %50 dir.</p>
<p>Her ne kadar düşük sayısı arttıkça yeni oluşan bir gebeliğin de düşükle sonuçlanma riski yükselse de, istatistikler üç veya çok daha fazla sayıda düşük yapmış anne adaylarında bile sağlıklı bir bebek doğurma olasılığının %55 ile %75 arasında olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Düşükten ne kadar sonra gebe kalınabilir?</strong><br />
Bir kez düşük yaşadıysanız, yaşadığınız düşük mol gebeliğine bağlı değildiyse, düşük sonrasında aşırı kanama, enfeksiyon gibi normaldışı bir durum sözkonusu olmadıysa, tedavi gerektiren bir hastalığınız yoksa yaşadığınız düşük muhtemelen tekrarlayıcı özelliği yüksek olmayan bir düşüktür ve ileri inceleme gerektiren bir durum da değildir. Kendinizi psikolojik olarak yeni bir gebeliğe hazır hissettiğinizde yeniden gebe kalabilirsiniz.</p>
<p>Yukarıdakilerden daha farklı bir durumdaysanız (birden fazla düşük, mol gebeliği, düşük sonrası problem, kronik bir hastalığın varlığı gibi) doktorunuza danışmalı ve gerekli inceleme ve tedaviler sonrasında gebe kalmalısınız.</p>
<p>Hazırlayan<br />
Jinekolog Operatör Doktor KAĞAN KOCATEPE<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Nispetiye Caddesi No:28<br />
1.Levent / İstanbul<br />
0212 / 268 45 02<br />
0212 / 284 06 62</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/dusuk-abortus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Sonrası Kilo Verme</title>
		<link>http://www.annelerle.com/dogum-sonrasi-kilo-verme/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/dogum-sonrasi-kilo-verme/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1033</guid>
		<description><![CDATA[Doğum sonrası üzerinize yapışan kilolar her annenin kabusudur.  Ancak doğum sonrası kilolarınızdan kolayca kurtulmak için hamileliğinizin başından itibaren bir takım önlemler almanız gerekiyor.  Öncelikle, hamilelik dönemi başlar başlamaz düzenli ve dengeli beslenme konusuna anne adayları özen göstermeli.   Çünkü hamilelikte alınan fazla kilolar, bebek doğduktan sonra verilemiyor ve vücutta kalıyor. Özellikle de karın ve basen bölgesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğum sonrası üzerinize yapışan kilolar her annenin kabusudur.  Ancak doğum sonrası kilolarınızdan kolayca kurtulmak için hamileliğinizin başından itibaren bir takım önlemler almanız gerekiyor.  Öncelikle, hamilelik dönemi başlar başlamaz düzenli ve dengeli beslenme konusuna anne adayları özen göstermeli.   Çünkü hamilelikte alınan fazla kilolar, bebek doğduktan sonra verilemiyor ve vücutta kalıyor. Özellikle de karın ve basen bölgesinde toplanan yağların yakılması uzun zaman alıyor. Diyetisyen kontrolünde kilo verilip düzenli spor yapılsa da, sürecin uzaması birçok kadını mutsuz ediyor.</p>
<p>Hamilelikte aşırı yeme, ya da az öğün ama çok yemek özellikle akşamları ağır yemekler yemek dengesiz kilo alımına yol açıyor.  Bu kilolar doğum sonrası zor veriliyor.  Hamilelikte dengeli kilo alım için öğün atlamadan, akşam yemeğini erken saatte ve hafif yemeli.  Az ve sık yemek yemek, düzenli yürüyüş yapmak de dengeli beslenmenin kilo da Kilo alımı, anne adayının boyuna, çalışma temposuna göre değişiyor. Çalışmayan anneler daha çok kilo alıyor.</p>
<p>Doğum sonrası bebeklerini en az 6 ay “düzenli” ve “etkin” emziren bir anne yaklaşık 500 kalori harcıyor ve daha kolay kilo veriyor. Ancak emzirirken annelerin sık beslenip diyet yapmamaları gerekiyor.  Ayrıca süzenli egzersizler kilo vermeyi kolaylaştırıyor.  Annelerin 1 yıl içinde ideal kilolarına dönmeyi hedef olarak belirlemeleri gerekiyor.  Kendinize hedefler ve ödüller koyarsanız kilo vermeniz kolaylaşacaktır.  Eğer hala kilolarınızı veremiyorsanız bir diyetisyenden yardım almanızda fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/dogum-sonrasi-kilo-verme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınlarda Kalsiyum Kullanımının Önemi</title>
		<link>http://www.annelerle.com/kadinlarda-kalsiyum-kullaniminin-onemi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/kadinlarda-kalsiyum-kullaniminin-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:03:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[amerikan has]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1031</guid>
		<description><![CDATA[Beslenme anne karnından itibaren yaşamın her sürecinde gerekli ve çok önemlidir. Doğru beslenme bilgisine sahip olmak obezite, kalp damar hastalıkları, kanser ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi hastalıkların oluşma riski azaltmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme cinsiyet başta olmak üzere yaş, fizyolojik ve genetik özellikler ve yaşam şekline göre kişiye özel farklılıklar içermektedir. Bilimsel araştırmalara göre insanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme anne karnından itibaren yaşamın her sürecinde gerekli ve çok önemlidir. Doğru beslenme bilgisine sahip olmak obezite, kalp damar hastalıkları, kanser ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi hastalıkların oluşma riski azaltmaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme cinsiyet başta olmak üzere yaş, fizyolojik ve genetik özellikler ve yaşam şekline göre kişiye özel farklılıklar içermektedir.</p>
<p>Bilimsel araştırmalara göre insanın 50’ye yakın besin öğesine ihtiyacı vardır. Yaşamını kaliteli ve verimli sürdürebilmesi için bunların hergün belirli miktarlarda alınması gerekir. Bunlardan herhangi biri yetersiz veya fazla alındığında çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkmaktadır. Besin öğeleri altı grupta toplanmaktadır; proteinler, yağlar, karbonhidratlar, su, vitaminler ve mineraller. Yetişkin insan vücudunun ortalama %6’sı minerallerden oluşur. Kalsiyum ve fosfor bunların başında gelir. Bu mineraller iskelet ve diş yapısının büyük kısmını oluşturmaktadır.</p>
<p>Bebeklik, çocukluk ve ergenlik çağı beden yapısının özellikle de kemik yapısının hızla oluştuğu bir dönemdir. Kalsiyumda iskelet yapısının gelişiminde çok önemlidir. Büyüme çağında kemik yapımı yıkımdan daha yüksektir. Kemik kütlesi 25 yaşında maksimuma ulaşır. Kortikol kemiğin yapım süreci 35 yaşa kadar sürmesine karşı, uzun kemiklerin büyümesi 20 yaşında durur. Otuz yaşından sonra kemik yıkımı yapımından daha fazladır. Kırk yaşından sonra yılda yaklaşık %1.2 kemik kaybı olur. Menopoz döneminde kayıp yılda %2-3’e çıkar. Menopozdan 10-15 yıl sonra kemik kayıp hızı %1’e iner ve yaşam boyu kadının maksimuma ulaşan kemik kütlesinin %45-50’sini yitirir.</p>
<p> </p>
<p>Özellikle kadınlar için kalsiyum ve fosfor önemli minerallerdir. Hayatlarının her döneminde özellikle de gebelik döneminde ve menopoz döneminde sorun yaşamamak için kemik yapımının yıkımından çok olduğu 30 yaşına kadar olan süre içinde 800-1000mg kalsiyum ihtiyacının tamamı karşılanmalıdır. Gebelik döneminde bu ihtiyaç artar ve 1200mg olur. Menopoz döneminde ise ve östrojen alınıyorsa günde en az 1000-1200mg kalsiyum alınmalıdır. Eğer menopoz döneminde ve ötrojen alınmıyorsa günde en az 1500mg kalsiyum alınmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>Menopoz döneminde kadının vücudundaki hormonel değişime bağlı olarak iskelet sistemi de zarar görebilir. Kemiklerin zarar görmesine osteoporoz denilmektedir. Bu dönemde osteoporoz riskinin artmasının sebebi kalsiyum atımının hızlanmasıdır ve kemik yumuşamaya başlar, kırılganlığı artar. Dünya Sağlık Örgütü(WHO) menopoz sonrası kadınlarda osteoporoz sıklığını %30 olarak açıklamıştır.</p>
<p>Osteoporozdan korunma yolları;</p>
<p>• Çocukluk ve adölesan dönemde kalsiyumdan zengin beslenerek kemik yoğunluğunu arttırmak gereklidir, çünkü kemik yoğunluğu düşük olan bir kişi menapozla birlikte daha fazla kemik dokusu kaybına uğruyacağından osteoporoz riski artar.</p>
<p>• Sodyum(tuz)’dan zengin yiyeceklerin az tüketilmelidir.</p>
<p>• Kahve ve çay gibi kafeinli gıdaların az tüketilmelidir.</p>
<p>• Sigara ve alkol varsa azaltılmalıdır.</p>
<p>• Süt ve sütlü gıdalar kalsiyumdan çok zengindir bu nedenle mutlaka tüketilmelidirler.</p>
<p>• Menopoz döneminde kadınların günlük 1200 mg kalsiyum almaları önerilmektedir.</p>
<p>• Güzenli yürüyüş ve egzersin yapılmalı</p>
<p>• Güneş ışığından yeterince faydalanılmalıdır.</p>
<p> </p>
<p>KALSİYUMUN EN İYİ VE İYİ KAYNAKLARI</p>
<p>Süt, peynir, yoğurt, fındık, fıstık, kuru baklagiller, yeşil sebzeler</p>
<p> </p>
<p>KALSİYUMUN ORTA DERECELİ KAYNAKLARI</p>
<p>Yumurta, portakal, limon, çilek</p>
<p> </p>
<p>Süt ve süt ürünlerinin kalsiyum içerikleri aşağıdaki tabloda da görüldüğü gibi diğerlerine göre çok daha fazladır.</p>
<p> </p>
<p>Türkiye’ye özel oluşturulan beslenme rehberinde de süt ve süt ürünleri tüketimine yönelik tavsiyeler önemlidir ve göz ardı edilmemelidir. Sağlık Bakanlığı ve HÜ Beslenme ve Diyetetik Bölümü iş birliğiye hazırlanmıştır.</p>
<p> </p>
<p>ÖNERİLER</p>
<p>• Her gün yetişkin bireylerin 2 porsiyon, çocukların, adölesan dönemi gençlerin, gebe ve emzikli kadınlarla menopoz sonrası kadınların 3-4 porsiyon süt ve yerine geçen besinleri tüketmeleri gerekir. Bir orta boy su bardağı (200 cc) süt veya yoğurt ile iki kibrit kutusu büyüklüğünde peynir bir porsiyondur.</p>
<p>• Yağsız veya yağı azaltılmış süt, yoğurt ve tuzu az peyniri tercih edin.</p>
<p>• Çiğ süt ve pastörize edilmemiş sütlerden yapılan peynir ve benzeri besinler insanlarda Brusella hastalığına neden olur. Bu nedenle sokakta satılan kaynağı bilinmeyen sütleri tüketmemeli. Pastörize edilmiş veya UHT (uzun ömürlü süt) sütleri tercih edilmelidir.</p>
<p>• Yoğurdun suyunun süzülmesi veya bekletme esnasında oluşan suyunun atılması vitamin B2 (riboflavin) kaybına neden olur. Suyu atılmamalıdır.</p>
<p>• Sütlü tatlı pişirildikten sonra ocaktan alınırken şekeri eklenmelidir. Pişirilme sırasında eklenen şeker ile sütün proteini birleşince protein kaybı oluşur.</p>
<p> </p>
<p>Kaynak VKV Amerikan Hastanesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/kadinlarda-kalsiyum-kullaniminin-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NonStressTest (NST)</title>
		<link>http://www.annelerle.com/nonstresstest-nst/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/nonstresstest-nst/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 19:01:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1029</guid>
		<description><![CDATA[Rahim kapalı bir kutu gibidir. Doğum bilimi ile uğraşan doktorların tarih boyunca hedefi &#8220;açma zamanı henüz dolmamış bu kutuyu açmadan içini görmek&#8221; olmuştur. Bu hedef günümüzde de geçerlidir. Biz Kadın-Doğum Uzmanları yaptığımız ultrasonografi incelemeleri ile &#8220;kutunun içindeki&#8221; bebeğin yapısal özelliklerini değerlendirmeye çalışmaktayız. Bebek konusunda ultrasonografi ile elde edilen veriler onun daha çok yapısal özellikleri ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahim kapalı bir kutu gibidir. Doğum bilimi ile uğraşan doktorların tarih boyunca hedefi &#8220;açma zamanı henüz dolmamış bu kutuyu açmadan içini görmek&#8221; olmuştur. Bu hedef günümüzde de geçerlidir. Biz Kadın-Doğum Uzmanları yaptığımız ultrasonografi incelemeleri ile &#8220;kutunun içindeki&#8221; bebeğin yapısal özelliklerini değerlendirmeye çalışmaktayız. Bebek konusunda ultrasonografi ile elde edilen veriler onun daha çok yapısal özellikleri ile ilgilidir. Bebeğin işlevsel açıdan sağlıklı olup olmadığını değerlendirmek için de çok sayıda test geliştirilmiştir. Bu testlerden en sık kullanılanı NST adi verilen testtir.</p>
<p>Kardiyotokografi (&#8220;kardiyo&#8221;=kalp, &#8220;toko&#8221;=rahim kasılması) veya kısaca &#8220;toko&#8221; adi verilen cihazla bebeğin kalp atışlarının seyrini, bebek hareketleriyle ve varsa kasılmalarla olan ilişkisini temel alarak bebeğin iyilik halini değerlendiren bir testtir. Ayni cihaz doğum eylemi esnasında da ayni amaçla kullanılır.<br />
Hangi Durumlarda Uygulanır?</p>
<p>NST klinik uygulamalarda gebelik takibinde nispeten sık uygulanan bir testtir. Daha çok yüksek riskli gebeliklerde kullanılmakla beraber tümüyle normal seyreden ve hiçbir risk içermeyen bir gebelikte en sık anne adayının bebek hareketlerinin azaldığını belirtmesi durumunda veya anne adayında kasılmaların varlığından şüphelenildiği durumda (bu durumda doktorun yaptığı klinik değerlendirme daha önemlidir) kullanılır. 26.- 28. gebelik haftasından önce çok ender ve özel durumlarda kullanılır.</p>
<p>Bazı doktorlar ise 36.-38. gebelik haftalarından itibaren doğuma kadar genellikle haftalık olarak rutin bir şekilde tüm anne adaylarına NST uygularlar. Bu uygulamanın gerekliliği tartışmalı olmakla beraber dikkatli bir değerlendirmede anne adayının lehinedir.</p>
<p>Anne adayının eline üzerinde bir düğme olan bir çubuk verilir. Test esnasında bebek oynadığında bu düğmeye basması istenir. Yaklaşık 20 dakika boyunca cihaz bebeğin kalp atışlarında meydana gelen değişiklikleri kağıda aktarır. Bu kağıda NST trasesi adi verilir.</p>
<p>Sağlıklı bir fetüsün NST trasesinde çok tipik bulgular vardır: Kalp dakikada 120- 160 arası atar. Kalp atışları dalgalanmalar gösterir. Değişkenlik adi verilen bu dalgalanma bebeğin sinir sisteminin sağlıklı olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. Bunlara ek olarak sağlıklı fetüsün vücut hareketleri esnasında kalp atimi hızlanır belli bir süre sonra yine normal hızına döner. Trasede bu esnada kalp atim hızında yükselmeler oluşur. Bu yükselmelere akselerasyon adi verilir. NST yorumlanmasında kalp atim hızı, değişkenliğin derecesi ve akselerasyonların büyüklüğü ve süresi (yükselmenin derecesi) temel alınır. 20 dakikalık inceleme sonucunda bazı kriterler yerine gelirse bebek sağlıklı demektir. Bu durumda reaktif (reaktif=uyarana cevap veren-burada uyaran bebeğin kendi hareketidir) NST den bahsedilir. NST 20 dakika boyunca reaktif olmamışsa bebeğin uykuda olduğundan şüphelenilir. Bu durumda belli bir süre bebeğin uyanması beklenir.  Bir süre sonra tekrar NST yapılır. Reaktiflik kriterleri yine oluşmamışsa nonreaktif NST den bahsedilir.</p>
<p>NST reaktif çıktığında bebek çok yüksek bir ihtimalle iyi durumda demektir ve ileri incelemeye gerek kalmaz. Ancak burada hatırda tutulması gereken nokta NST incelemesinin kordon sarkması ya da ablatio placenta (plasentanın erken ayrılması) gibi ani ve beklenmedik şekilde gelişen olayları ve doğum sonrası gelişmesi muhtemel olumsuz durumları tahmin etmesinin mümkün olmadığıdır.</p>
<p>Test nonreaktif çıktığında ise yanlış olma olasılığı oldukça yüksek (%50 lere varır) bir testtir. Bu yüzden nonreaktif NST çıkması durumunda bebeğin hemen kötü durumda olduğuna karar vermek yerine ileri inceleme testlerinden biri uygulanarak yapılarak durum açıklığa kavuşturulmalıdır.</p>
<p>Hazırlayan<br />
Dr. Kağan Kocatepe</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/nonstresstest-nst/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Sigara Kullanımı</title>
		<link>http://www.annelerle.com/gebelikte-sigara-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/gebelikte-sigara-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:59:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir.  Sigara verdiği tüm zararların dışında iştahı da kesen maddeler içerir. Sigarayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sigara dumanı içerdiği zift, nikotin, karbon monoksit, kurşun ve diğer zehirli birçok maddenin direkt olarak üstsolunum yollarına, buradan bronşlara ve akciğerlere ve buradan da kana geçmesi ve tüm organlara yayılmasıyla başta solunum sistemi, kalp ve damarlar olmak üzere vücudun tüm organ sistemlerine zarar verebilir.  Sigara verdiği tüm zararların dışında iştahı da kesen maddeler içerir. Sigarayı mümkün olduğunca azaltmak mutlaka olumlu etkiler yaratır, ancak bilinçli bir anne adayının gebelik döneminde sigaradan ve sigara içilen yerlerden tümüyle uzak durması gerekir. </p>
<p>Sigaranın bu zararlı etkileri kısa vadeli ve uzun vadeli olarak ikiye ayrılır:<br />
Kısa vadeli etkiler  sigara içildiği anda vücuda giren nikotin ve karbonmonoksitin yarattığı anlık etkilerdir. Nikotin bronşları kasıcı etkisiyle akciğerlere daha az hava girmesine, damarları kasıcı etkisiyle damariçi basıncın yani tansiyonun yükselmesine, kalbe etkisiyle nabzın hızlanmasına neden olur. Karbonmonoksit ise alyuvarların içinde bulunan hemoglobin adlı molekülün oksijen taşımaktan sorumlu bölgelerini işgal ederek kanın oksijen miktarının azalmasına yolaçar.<br />
Bu kısa vadeli etkiler tek bir sigara içilmesinde bile, hatta çok sigara dumanı bulunan ortamlarda sigara içmeyen kişilerde bile görülen etkilerdir. Normal bir birey bu kısa süreli etkileri kolayca tolere edebilir. Ancak anne adayının karnındaki bebeğinin de oksijen ihtiyaçları gözönünde bulundurulursa bir tek sigaranın yarattığı hipoksi (oksijen azlığı) ve hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) bile bebeğe daha az kan ve daha az oksijen gitmesine neden olabilir. Bu durumun günde bir paket sigara içen bir anne adayında 20 kez tekrarlaması, fetusun ilerleyici bir şekilde oksijensiz kalmasına ve olumsuz değişiklikler meydana gelmesine neden olabilir.<br />
Uzun vadeli etkiler  Sigara içenlerde uzun vadeli etkiler bir yandan kısa vadeli etkilerin birikici özelliklerine, öte yandan sigaranın içinde bulunan ziftin akciğerlere çökmesine (kronik bronşit gelişimi), sigaranın içerdiği kurşun gibi zehirlerin solunum yolunu döşeyen hücrelerde anormal değişiklikler göstermesine (kanser riskinde artış), toksik maddelerin damarlarda yaptığı hasarlar neticesinde ateroskleroz (damar sertliği) meydana gelmesine (koroner kalp hastalığı riskinde artış), genel olarak sigara alışkanlığının iştahı azaltıcı, C vitaminini tüketici etkileri nedeniyle uzun vadede beslenme bozukluğu belirtilerinin ortaya çıkmasına bağlı olarak meydana gelir.</p>
<p>Uzun zamandan beri sigara içen insanlarda akciğerlerin hava taşıma kapasitesi azalmıştır ve en ufak bir zorlamayla nabızda artma ve nefes darlığı ortaya çıkar. Çok uzun zamandan beri sigara içenlerde akciğer ve diğer solunum yolu kanserlerine ve hatta mesane gibi diğer organ kanserlerine eğilim artar. Yine bu kişilerde damar sertliğine bağlı koroner kalp hastalıkları ve diğer hastalıklara (felç gibi) eğilim artmıştır.</p>
<p><strong>Sigaranın Gebelik Ve Bebek Üzerindeki Etkileri</strong></p>
<p>Sigara içme alışkanlığı olan anne adaylarında çeşitli normaldışı durumların meydana gelme riskinde önemli artış gözlenir. Bu anne adaylarında:<br />
• düşük riski artar<br />
• erken doğum tehdidi ve erken doğum riski artar<br />
• erken membran rüptürü (su kesesinin erken açılması) riski artar<br />
• intrauterin gelişme geriliği, düşük doğum tartılı bebek doğurma riski artar<br />
• gebelikte kanama riski artar<br />
• bebeğin karında ölme riski artar<br />
• bebeğin yenidoğan döneminde ölme riski artar<br />
• solunum problemleri nedeniyle doğumun ikinci evresinde etkin ıkınamama ve buna bağlı vakum ve sezaryan ile doğum riski artar<br />
• lohusalıkta süt miktarı azalır<br />
• sütün C vitamini seviyesi ve bebeği besleyici etkileri azalır<br />
• bebeğin yakınında sigara içilmesi bebekte pnomoni ve bronşit riskini artırır</p>
<p>Tüm bu normaldışı durumların sıklığı özellikle günde 20 adet ve daha fazla sigara içen anne adaylarında belirgin olarak artmıştır. Ancak &#8220;günlük 20&#8243; sayısını bir sınır olarak kabul etmemek gerekir. Sigaranın zararlı etkileri günde bir adet sigaradan itibaren başlamakta ve içilen sigara sayısı ile doğru orantılı olarak artış göstermektedir. Burada 20 rakamını almamızın nedeni günlük klinik uygulamalarımızda bu normaldışı durumları yaşayan anne adayları arasında günde bir paket ya da daha fazla sigara içen anne adaylarının sayıca fazlalığının dikkatimizi çekecek kadar yüksek olmasıdır.</p>
<p><strong>Sigara Alışkanlığı Olan Anne Adaylarına Öneriler</strong><br />
• Sigarayı gebeliğinizin hangi döneminde bırakırsanız bırakın, bundan hem siz hem de bebeğiniz mutlaka fayda görecektir. &#8220;Nasıl olsa olan olmuştur&#8221; düşüncesi hatalıdır.<br />
• Sigarayı tümüyle ve gebeliğin planlandığı andan itibaren bırakmak en idealidir, ancak bunun zor olduğu da bir gerçektir. Tümüyle bırakamazsanız, günlük sigara sayınızı 10 un altına indirin.<br />
• Emzirme döneminde ve diğer zamanlarda hiçbir zaman bebeğinizin bulunduğu yerde sigara içmeyin, eşinizin ve diğerlerinin de içmesine izin vermeyin. Evde sigara içilmeyen alanlar yaratın.<br />
• Sigara içen anne ve babaların çocuklarının da büyüdüklerinde büyük olasılıkla sigara içme alışkanlığı edindiklerini unutmayın&#8230;<br />
• Gebelik ve lohusalık döneminde sigara içilen yerlerden uzak durun (Pasif sigara içiciliği!)</p>
<p>Hazırlayan<br />
Jinekolog Operatör Doktor KAĞAN KOCATEPE<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Nispetiye Caddesi No:28<br />
1.Levent / İstanbul<br />
0212 / 268 45 02<br />
0212 / 284 06 62</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/gebelikte-sigara-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır?</title>
		<link>http://www.annelerle.com/kendi-kendine-meme-muayenesi-nasil-yapilir/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/kendi-kendine-meme-muayenesi-nasil-yapilir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:57:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1025</guid>
		<description><![CDATA[Bu muayenede aranacak ve dikkat edilecek en önemli noktalar: • Ele gelen kitle olup olmadığı, • Meme derisi üzerinde ve meme başında çekinti olup olmadığı, • Meme derisi üzerinde renk değişikliği olup olmadığı, • Meme başından kendiliğinden bir akıntı gelip gelmediği, • Koltuk altında kitle olup olmadığıdır. Meme muayenesinin yapılabileceği en iyi zaman nedir? Meme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu muayenede aranacak ve dikkat edilecek en önemli noktalar:<br />
• Ele gelen kitle olup olmadığı,<br />
• Meme derisi üzerinde ve meme başında çekinti olup olmadığı,<br />
• Meme derisi üzerinde renk değişikliği olup olmadığı,<br />
• Meme başından kendiliğinden bir akıntı gelip gelmediği,<br />
• Koltuk altında kitle olup olmadığıdır.</p>
<p>Meme muayenesinin yapılabileceği en iyi zaman nedir?<br />
Meme muayenesinin yapılabileceği en iyi dönem; adet bitiminin hemen ilk günleridir. Bu dönemde memeler ödemini ve gerginliğini kaybettiği için en rahat muayene dönemi olmaktadır. Eğer kadın menopozda ise ya da rahim ameliyatı geçirmiş ise kolay hatırlanması açısından her ayın ilk haftası muayene tarihi olarak seçilmelidir.</p>
<p>Kendi kendime meme muayenesi nasıl yapabilirim?<br />
Bu muayene kadınlar tarafından beş şekilde yapılabilir.<br />
1. En kolay yöntem; banyoda vücudunuz sabunlu iken ellerinizin rahatça kayacağı şekilde muayeneyi yapmaktır. Parmaklarınızın arasında memede kitle olup olmadığı ya da meme derisinde bir sertleşme olup olmadığını farkedebilirsiniz.<br />
2. Üst bedeniniz çıplak iken ayna karşısına geçerek her iki kolunuzu yukarı kaldırarak meme üzerinde çekinti, kabarıklık, şekil bozukluğu veya kızarıklık olup olmadığını inceleyebilirsiniz.<br />
3. Oturarak veya ayakta hangi memenizi muayene edecekseniz, karşı taraftaki eliniz ile yukarıdan aşağı veya istem dışı veya çembersel olarak parmaklarınızı meme üzerinde gezdirerek muayene yapabilirsiniz. Bu muayene için işaret, orta ve yüzük parmaklarının iç yüzü kullanılmalıdır. Bu muayene sırasında koltuk altı da karşı taraftaki el kullanılarak kontrol edilmelidir.<br />
4. Bir önceki aşamada yaptığınız muayeneyi yatarak ve sırtınızın altına küçük bir yastık koymak şartı ile yapabilirsiniz. Bu muayene sırasında parmaklarınıza serpeceğiniz az miktardaki talk pudrası<br />
5.parmaklarınızın meme derisi üzerinde kaymasını kolaylaştıracağı gibi meme içinde bir kitle varsa farkedilmesini kolaylaştıracaktır.<br />
6. Bu aşamada meme dikkatle gözlenmeli ve üzerinde kızarıklık, yara olup olmadığı, meme başında çekinti olup olmadığı ve meme başından akıntı gelip gelmediğine dikkat edilmelidir. Meme başında akıntı varsa kanlı olup olmadığına bakılmalıdır.</p>
<p>Muayenede hiçbir şey farketmediğim halde kitle elime gelmeden meme kanseri riski taşıyabilir miyim?<br />
Kitle ele gelmeden meme kanseri olma riski her zaman vardır. Erken dönemdeki meme kanseri kitle oluşmadan ancak görüntüleme yöntemlerinin yardımı ile ortaya koyulmaktadır. Bütün amaç, meme kanserini bu dönemde tanıyabilmek ve gerekli tedavileri uygulayarak bu hastalığın tamamen tedavi edilebilmesine olanak sağlamaktır. Meme kanserinin tanısında kullanılan görüntüleme yöntemleri hastanın yaşı ve kliniği göz önünde tutularak seçilir. En sık kullanılan yöntemler mamografi ve ultrasonografidir. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) ise seçilmiş hastalarda tanıya destek amaçlı kullanılmaktadır.</p>
<p>Meme ultrasonografisi<br />
Ultrasonografi ses dalgalarıyla bilgi sağlayan, zararsız ve kolay uygulanabilen bir yöntemdir. Meme dokusu içinde yer alan içi sıvıyla dolu yapılar (kist) veya kitleler (solid lezyon) hakkında bilgi edinmemizi sağlar. Özellikle mamografi duyarlılığının düşük olduğu genç hastalardaki kitlelerin değerlendirilmesi ve tanısında son derece önemlidir. Mamografi duyarlılığının düşük olduğu yoğun memeli hastalarda mamografinin yanında mutlaka başvurduğumuz bir görüntüleme yöntemidir.</p>
<p>Mamografi<br />
Mamografi memenin yapısının X ışınları yardımı ile görüntülenmesi esasına dayanır. Meme kanserinde hem tanı hem tarama amaçlı kullanılmaktadır. Tarama amaçlı mamografilerin meme kanserinde erken tanı oranını artırarak bu hastalıktan ölüm riskini yüzde 25-30 oranında azalttığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Meme kanseri tanısında diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında altın standart olarak önerilen görüntüleme yöntemidir. Son yıllarda kullanıma giren ve hastanemizde de kullanılan FFDM (Full Field Digital Mamografi) kontrast çözünürlüğünün yüksek ve görüntü netliğinin çok fazla olması sayesinde erken dönem meme kanseri bulgularından olan kalsifikasyon odaklarının ve de küçük nodüllerin daha kolay görüntülenmesini sağlar.</p>
<p>Meme kanserinde takip ve tedavi seçenekleri nelerdir?<br />
Meme kanserinin tedavisinde en önemli ve belirleyici etken bu hastalığın erken teşhisidir. Yıllar önce uygulanan büyük ve geniş ameliyat yöntemleri günümüzde yerini daha az hasar veren tekniklere bırakmıştır. Günümüzde daha çok memenin korunduğu cerrahiler yani tümörün bulunduğu bölgenin ve tümörün çıkartılması yöntemleri tercih edilmektedir. Erken tanı, bu hastalıkta kadınların en büyük kabusu haline gelen memenin tamamen alınmasını (mastektomi) en düşük düzeye indirmektedir. Bu nedenle amaç hastalığın tanısının mümkün olabildiğince erken dönemde konmasıdır.</p>
<p>Meme kanserinin tedavisinde tek bir tedavi yöntemi değil birkaç yöntem birlikte kullanılmaktadır. Cerrahi tedavi dışında ışın tedavisi (radyoterapi), hormonoterapi ve kemoterapi hastalığın evresine, hastanın yaşına, tümörün özelliklerine göre birlikte multidisipliner bir şekilde uygulanmaktadır.<br />
• Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanserdir.<br />
• Erken tanı konduğunda meme kanserinde tamamen tedavi edilebilme şansı çok yüksektir.<br />
• Erken tanı sayesinde çok büyük olasılıkla memenin alınmasına gerek kalmamaktadır.<br />
• 20-25 yaş arası her kadın her ay kendi kendini muayene etmelidir.<br />
• 30-35 yaş arası her kadın herhangi bir yakınması olmasa da meme muayenesi olmalıdır. Ultrasonografi ve mamografi çektirmelidir.<br />
• 40 yaş ve üzerindeki her kadın yıllık doktor muayenesi ve mamografi yaptırmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/kendi-kendine-meme-muayenesi-nasil-yapilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Kanama</title>
		<link>http://www.annelerle.com/gebelikte-kanama/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/gebelikte-kanama/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:55:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1023</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliğin hangi haftasında meydana gelirse gelsin vajinal kanama mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur. Kanamanın çok hafif olması ya da bir süre sonra kendiliğinden kesilmesi, doktor kontrolünden vazgeçmek için bir neden teşkil etmemelidir.  Gebeliğin herhangi bir döneminde kanama ortaya çıkması ender görülen bir durum değildir, ancak neden mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Kanamanın nedeni basit bir serviks [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gebeliğin hangi haftasında meydana gelirse gelsin vajinal kanama mutlaka doktor değerlendirmesi gerektiren bir durumdur. Kanamanın çok hafif olması ya da bir süre sonra kendiliğinden kesilmesi, doktor kontrolünden vazgeçmek için bir neden teşkil etmemelidir.  Gebeliğin herhangi bir döneminde kanama ortaya çıkması ender görülen bir durum değildir, ancak neden mutlaka ortaya çıkarılmalıdır. Kanamanın nedeni basit bir serviks (rahimağzı) enfeksiyonu olabileceği gibi, ablatio placenta (ablasyo plasenta okunur-plasentanın erken ayrılmasıdır) ya da placenta previa (plasenta prevya okunur, &#8220;eşin&#8221; önde gelmesidir) gibi anne ve bebek açısından hayati tehlike taşıyan bir durum olabilir.<br />
Gebeliğin ilk yarısında meydana gelen kanamalarda düşük tehdidi veya düşük, dış gebelik veya mol gebeliği söz konusu olabilir. Serviks lezyonları (enfeksiyonlar, erozyon (&#8220;yara&#8221;), CIN (servikste kanser öncüsü lezyonlar) gibi durumlar) özellikle cinsel ilişki sonrasında tahrişe bağlı olarak kanamaya neden olurlar.   Bazı durumlarda idrar yollarından gelen bir kanama ya da hemoroid (basur) nedeniyle oluşan bir rektal kanama (makattan gelen kanama) anne adayı tarafından vajinal kanama sanılabilir.<br />
Gebeliğin birinci yarısında ortaya çıkan kanamaların değerlendirilmesinde ve tedavisinde fetus henüz &#8220;yaşama sınırına&#8221;, yani doğduğunda yaşayabilecek gebelik haftasına ulaşmadığından tedavinin tek odağı anne adayının hayatının korunmasıdır.</p>
<p>Gebeliğin ikinci yarısında ve özellikle de 28. gebelik haftasından sonra ortaya çıkan kanamaların değerlendirilmesi ve tedavisinde ise anne adayının hayatının korunması birinci planda olmakla beraber, fetusun sağlık durumu da yeni bir odak noktası teşkil eder.</p>
<p><strong>GEBELİĞİN BİRİNCİ YARISINDA MEYDANA GELEN KANAMALAR</strong><strong><br />
<strong>Düşük tehdidi ve düşük</strong></strong>   Gebeliğin özellikle ilk 12 haftası düşüklerin en sık görüldüğü dönemdir. Ağrıyla birlikte ya da tek başına olan bir kanama özellikle &#8220;parça düşürme&#8221; sözkonusuysa düşük habercisidir. Yapılan muayene ve ultrasonda bebek canlı ve serviks kapalı ise düşük tehdidi nden bahsedilir. Düşük tehdidi düşük olup olmayacağının belirsiz olduğunu ifade etmek için kullanılan bir terimdir.</p>
<p><strong>Dış gebelik</strong>  Gebelik ürününün uterus dışında bir yerde yerleşmesi durumunda dış gebelik ten bahsedilir. Dış gebelik en sık tüplerde yerleşir. Gebeliğin yerleştiği bölge bebeğin büyümesiyle birlikte gerilmeye başlar. Özellikle tüpler gerilmeye çok dayanıklı olmayan yapılar olduklarından bir süre sonra yırtılırlar ve hem karın içine hem de vajinadan dışarıya kanama başlar. Bilinen bir gebelikle ya da adet gecikmesiyle beraber şiddetli ağrı ve/veya kansızlık belirtileri (bayılma, solukluk, halsizlik) ve/veya vajinal kanama durumlarında dış gebelik söz konusu olabilir.<br />
Mol gebeliği  Anormal bir gebelik şekli olan mol gebeliğinde uterus içi üzüm salkımı benzeri yapılarla doludur. Genellikle erken dönemlerden itibaren vajinal kanama gözlenir. Kanama ve beraberinde üzüm tanesi gibi parçalar düşürülmesi mol gebeliğini akla getirir.</p>
<p><strong>Serviks problemleri</strong>  Serviks, bazı enfeksiyonlar, kanser öncüsü lezyonlar ya da erozyon (&#8220;yara&#8221;) gibi olaylara bağlı olarak çok hassas bir dokuya dönüşebilir. Bu durumlarda özellikle cinsel ilişki sonrası ve nadiren kendiliğinden kanama ortaya çıkabilir. Gebeliğin hangi döneminde olursa olsun kanama ortaya çıktığında mutlaka tam jinekolojik muayenede spekulum (vajinadan yerleştirilen ve vajina içi ve serviksi gözlemeye yarayan metal ya da plastik alet) ile serviksin değerlendirilmesi büyük önem taşır. Spekulum muayenesinin kendisinin düşüğe ya da erken doğuma neden olduğuna dair bir bilimsel veri yoktur.</p>
<p><strong>İdrar yolu problemleri</strong>  İdrar yolu enfeksiyonları, idrar yollarında taş, polip gibi oluşumlar, böbrek kisti gibi durumlar idrarla birlikte kanama gelmesine neden olabilir. Bu kanama anne adayı tarafından vajinadan geliyor sanılabilir.<br />
Rektal kanama (kalınbarsaklardan gelen kanama)  Hemoroid (basur) gebelerde sıklıkla rastlanan bir durumdur. Ağrı yanında kanama belirtisi yaptığında anne adayı kanın vajinadan geldiğini sanabilir.</p>
<p><strong>GEBELİĞİN İKİNCİ YARISINDA MEYDANA GELEN KANAMALAR</strong><br />
20. gebelik haftasından sonra tüm anne adaylarının yaklaşık %4 ünde değişen şiddetlerde vajinal kanama meydana gelir. Bu dönemde meydana gelen kanamalarda en sık görülen nedenler placenta previa (plasenta prevya okunur, &#8220;eşin&#8221; önde gelmesidir) ve ablatio placenta dır (ablasyo plasenta okunur-plasentanın erken ayrılmasıdır). Diğer nedenler arasında ise yine servikse ait lezyonlar ve idrar yollarından ya da hemoroide bağlı meydana gelen kanamalar yer alır.</p>
<p>Nadir görülen nedenler arasında ise vasa previa (vaza prevya okunur, kordona ait damarların doğum kanalının girişinde yeralması) ve marjinal sinüs rüptürü (plasentanın en uç noktasından hafifçe ayrılması) yer alır.   &#8220;Nişan gelmesi&#8221; olarak adlandırılan durum ise hafif kanamayla birlikte sümüksü bir akıntı gelmesi şeklindedir ve doğuma yakın dönemde serviks tıkacının atılmasından ibarettir.<br />
Kanama ile başvuran anne adayında yapılan değerlendirme<br />
Gebelikte kanama her zaman ciddi bir durumdur ve kanama ile başvuran anne adaylarına her zaman muayenede öncelik tanınır.  Gebeliğin ikinci yarısındaki kanamalarda anne adayı hemen her durumda hastanede yatırılarak izlenir.  İlk işlem her gebelik muayenesinde olduğu gibi genel bir muayeneden ibarettir. Daha sonra kanamanın kaynağını belirlemek için genellikle bir ultrason incelemesi yapılır. Plasenta prevya ultrasonda kolaylıkla saptanabilen bir durumdur. Ultrasonda gebelik haftası, bebeğin anomalisi olup olmadığı ve yaşayıp yaşamadığı belirlenir.  Aynı anda anne adayının ne kadar kan kaybettiğini belirlemeye yönelik olarak bazı kan tetkikleri yapılır, kan grubu belirlenir, genel durum değerlendirilir, tansiyon takibine alınır, gerekirse damar yoluyla sıvı verilmeye başlanır.  İdrar çıkışı vücuttaki kan kaybıyla doğru orantılı olarak azaldığından ciddi kanamalarda verilen sıvı tedavisinin yeterliliğini değerlendirmek amacıyla genellikle idrar sondası takılarak takip yapılır.  Anne adayının durumu kontrol altına alındıktan hemen sonra bebeğin durumu değerlendirilir. 28. gebelik haftasının üzerinde olan gebeliklerde (bebeğin yaşam sınırına ulaştığı kabul edilen gebelik haftasının üzerinde) fetal distres olup olmadığı araştırıldıktan sonra gerekirse acil doğum için hazırlık yapılır. Çok şiddetli kan kayıplarında genellikle kan nakli yapılır. Kan nakli hayat kurtarıcı bir müdahale olmasına karşın bazı riskleri de beraberinde getirir.</p>
<p>Hazırlayan<br />
Jinekolog Operatör Doktor KAĞAN KOCATEPE<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Nispetiye Caddesi No:28<br />
1.Levent / İstanbul<br />
0212 / 268 45 02<br />
0212 / 284 06 62</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/gebelikte-kanama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelikte Alkol Kullanımı</title>
		<link>http://www.annelerle.com/gebelikte-alkol-kullanimi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/gebelikte-alkol-kullanimi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:53:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1021</guid>
		<description><![CDATA[Alkol diğer bir bölümün konusu olmasına rağmen burada özet olarak değinmek gerekir: Alkol bebek üzerinde gelişimsel kusurlar yaratabilen bir madde olduğundan ve bu kusurları yaratan günlük dozun alt sınırı belirlenemediğinden, gebelikte kullanılmaması gereken bir maddedir. Gebelikte kullanılan alkol abortus (düşük), ölüdoğum, bebekte gelişme geriliği, çeşitli baş-yüz gelişim kusurları ve zeka geriliği gibi istenmeyen durumların oluşmasına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alkol diğer bir bölümün konusu olmasına rağmen burada özet olarak değinmek gerekir: Alkol bebek üzerinde gelişimsel kusurlar yaratabilen bir madde olduğundan ve bu kusurları yaratan günlük dozun alt sınırı belirlenemediğinden, gebelikte kullanılmaması gereken bir maddedir. Gebelikte kullanılan alkol abortus (düşük), ölüdoğum, bebekte gelişme geriliği, çeşitli baş-yüz gelişim kusurları ve zeka geriliği gibi istenmeyen durumların oluşmasına neden olabilmektedir. Amerika ve diğer bazı gelişmiş ülkelerde zeka geriliğinin belirlenebilen en önemli nedeni anne adayının gebelikte alkol kullanmasıdır.</p>
<p>Gebelik döneminde kullanılan alkolün bebekte istenmeyen durumlar oluşturması alınan alkol miktarı ile doğru orantılıdır. Şu anda elimizde gebelikte alınabilecek en düşük alkol miktarı ile ilgili bir veri olmadığından anne adaylarına bu konudaki önerimiz gebeliğin planlandığı andan gebeliğin sonuna kadar alkol kullanmamalarıdır. Halihazırda alkol kullanmakta olan anne adaylarının da hemen şimdi alkolü bırakmaları bebeklerinin alkolden etkilenme riskini mutlaka azaltacaktır. </p>
<p>Alkol ya da kimyasal adıyla etil alkolün güçlü teratojen (bebekte anomali yaratan) etkilere sahip bir madde olduğu bilinmektedir.   Bir bardak bira (%5 alkol), bir kadeh şarap (%10 alkol) ya da alkollü kokteylde (%10 alkol) yaklaşık 15 gram alkol bulunur.  Alkol alma &#8220;alışkanlığı&#8221; günlük 60-90 gram (1-1,5 litre bira eşdeğeri) alkolün düzenli olarak alınması şeklinde tarif edilebilir. Günlük 120 gram ve üzeri (2 litre bira ve üzeri) alkolün düzenli olarak alınması ise alkolizm olarak değerlendirilir.</p>
<p><strong>Gebelikte alınan alkolün bebek üzerindeki etkileri</strong><br />
Alkol anne kanından plasenta yoluyla direkt bebeğin kanına geçer ve anne kanındaki miktarla eşitlenir. Gebeliğin erken dönemlerinde alınan alkol direkt olarak embriyo üzerine olan etkisiyle düşüğe, organ gelişimi döneminde hücreler üzerindeki etkileriyle çeşitli organlarda gelişim kusurlarına, gebeliğin ikinci trimesterinden itibaren hücre çoğalmasının hızlı olduğu dönemde hücrelerdeki toksik (zehirli) etkisiyle santral sinir sistemi hasarlarına neden olabilmektedir. Gebeliğin her döneminde alkolün etkisine bağlı olarak bebeğin ölme riski artar. Günlük alınan alkol miktarı arttıkça bebekte istenmeyen durumların oluşma riski doğrusal bir ilişki içinde artar. Ancak günlük alınabilecek miktar için güvenli bir altsınır henüz belirlenmiş değildir ve gelecekte de belirlenmesi ihtimal dahilinde gözükmemektedir.</p>
<p>Gebelikte alınan alkol bebekte düşük doğum tartısından başlayan ve zeka geriliği gibi ciddi sekellere kadar uzanabilen bir spektrum üzerinde etkiler gösterebilir. Alkolün bebek üzerinde yarattığı en ileri normaldışı durum Fetal Alkol Sendromu olarak tanımlanır. Dünyada 1000 canlı doğumdan ikisinde fetal alkol sendromu olduğu tahmin edilmektedir.   Fetal alkol sendromu, bebeğin doğmadan önceki dönemde sürekli ve yoğun bir şekilde alkole maruz kalması sonucu oluşan belirtiler topluluğudur. Sendromun en belirgin özellikleri bebekte intrauterin gelişme geriliği (bebek doğmadan önce oluşan gelişme geriliği), bebek büyüdükçe farkedilen gelişme geriliği, zeka geriliği, çeşitli davranış bozuklukları ve normaldışı yüz görünümüdür.  Bunu dışında kalp anomalileri, omurilik anomalileri, kol-bacak anomalileri, genital sistem ve böbrek anomalileri, kulak anomalileri, göğüs kafesi şekil bozuklukları da sendromun bir parçası olarak görülebilmektedir.  Doğumda hiçbir bulgu göstermeyen bebeklerde bile büyüdükçe gelişme geriliği barizleşebilmekte ve alkole bağlı diğer etkilerin gözlenmesi bebeğin iki yaşına geldiği döneme kadar gecikebilmektedir.  Fetal alkol sendromlu bireyler yaşıtlarından daha ufak yapılı, IQ seviyeleri daha düşük, çeşitli davranış bozuklukları (aşırı aktivite, dikkat toplayamama gibi) gösteren bireyler olarak yaşamlarını sürdürürler.</p>
<p><strong>Alkol dozu ile bebekte istenmeyen durumlar arasındaki ilişki</strong> <br />
Bebekte anomali yaratmak için yeterli en az miktarı belirlemek olanaksız olmasına karşın tüm gebelik boyunca düzenli olarak günlük 90 miligram alkole eşdeğer içki kullanan anne adaylarında fetal alkol sendromu belirtileri görülme riski önemli oranda artar. Bariz alkolik anne adaylarının bebeklerinin yaklaşık %30-40 ında fetal alkol sendromu görülmektedir. Günde 2-3 bardak alkollü içkiyi düzenli olarak kullanan anne adaylarının bebeklerinde bu oran %10 a düşer.<br />
Fetal alkol sendromu tüm gebelik boyunca ve özellikle de gebeliğin ikinci yarısından itibaren yüksek miktarlarda alkol kullanan anne adaylarının bebeklerinde daha sık gözlenmektedir. Hücrelerin hızla çoğaldığı gebeliğin bu ikinci döneminde alkol hücreler üzerindeki toksik (zehirleyici) etkileri nedeniyle başta sinir sistemi olmak üzere diğer organlarda gelişim bozukluklarına neden olmaktadır.</p>
<p>Daha az miktarlarda alkol kullanan anne adaylarında ise sendrom tümüyle ortaya çıkmasa da fetal alkol etkileri (FAE) adı verilen sendromun daha hafif şekli ortaya çıkabilir. Burada fetal alkol sendromunun belirtilerinin bir kısmının olmaması, olanların da daha hafif olması sözkonusudur.</p>
<p>İnsanlarda alkol kullanımı ve gebelik üzerine olan etkilerle ilgili çalışma yapılamadığından alkolün gebelikte bebek üzerindeki etkileri ancak hayvan deneyleriyle tahmin edilebilir. Hayvanlarda tek doz olarak verilen yüksek miktarda alkolün düşük, gelişme geriliği ve baş ve yüz anomalileri gibi fetal alkol sendromunu andıran etkiler yaptığı gözlenmektedir. Bu çalışmaların insanlara tam olarak uyarılamaz olmasıyla birlikte şu an için &#8220;sosyal&#8221; içiciliğin (yani arada sırada alkol almanın) bile gebelik döneminde bebek üzerinde etkileri tam olarak bilinemediğinden gebeliğinizi planlandığız andan itibaren ve tüm gebelik boyunca alkol kullanımından kaçınınız.  Gebelik döneminde halihazırda alkol kullanmakta olan anne adaylarının da alkolü hemen bırakmaları gebelik haftasının erkenliğiyle doğru orantılı bir şekilde bebeklerinin alkolden etkilenme riskini azaltacaktır.<br />
Hazırlayan Op. Dr. Kağan Kocatepe<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Nispetiye Caddesi No:28<br />
Levent / İstanbul<br />
0212 / 268 45 02<br />
0212 / 284 06 62</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/gebelikte-alkol-kullanimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebelik Reflüsü</title>
		<link>http://www.annelerle.com/gebelik-reflusu/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/gebelik-reflusu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:51:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1019</guid>
		<description><![CDATA[Reflü hastalığını asit başta olmak üzere mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu göğüs kemiği arkasında yukarı yükselen yanma ve/veya ağıza acı-ekşi su, yemeklerin gelmesi olarak tanımlanır. Gebelik dışında reflü sorunu olmayanlarda sadece bu dönemde ortaya çıkan sorunlar gebelik reflüsü olara kabul edilir. Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması için mideyi yemek borusundan ayıran kapağın iyi çalışmaması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Reflü hastalığını asit başta olmak üzere mide içeriğinin yemek borusuna kaçması sonucu göğüs kemiği arkasında yukarı yükselen yanma ve/veya ağıza acı-ekşi su, yemeklerin gelmesi olarak tanımlanır. Gebelik dışında reflü sorunu olmayanlarda sadece bu dönemde ortaya çıkan sorunlar gebelik reflüsü olara kabul edilir. Mide içeriğinin yemek borusuna kaçması için mideyi yemek borusundan ayıran kapağın iyi çalışmaması gerekir. Annenin büyüyen karnının artırdığı karın içi basıncının etkisiyle mide içeriği mekanik olarak yukarı itilirken, gebelikte artan hormonlar yüzünden yemek borusu alt ucundaki kapak da açık kalmaya başlar.</p>
<p>Yakınmalar genellikle doğum ile birlikte hemen kaybolur. Reflü tanısı sadece yakınmalarla koyulur. Endoskopi. sadece doktorunuzun belirleyeceği durumlarda önerilir ve bu işlemin bebeğe zararı olmaz.</p>
<p>Hamileliğin 3. ayı bittikten sonra bebeğe zararsız ve reflüye etkili tedaviler vardır. Bu etkili tedavilerin kullanılması anne adaylarının yaşam kalitesini arttırır.  Ancak, reflü tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar hamilelikte kullanılmaz.</p>
<p>Şikayetlerinizi azaltmak için:<br />
• Yatağınızın baş kısmını yükseltin<br />
• Kahveden uzak durun.<br />
• Çikolata, baharatlı ve yağlı gıdaları tüketmeyin.<br />
• Kilonuza dikkate edin.<br />
• Az ve sık yemek yiyin.<br />
• Aşırı sıcak yiyecekler tüketmeyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/gebelik-reflusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rahim Ağzı Kanseri Aşısı</title>
		<link>http://www.annelerle.com/rahim-agzi-kanseri-asisi/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/rahim-agzi-kanseri-asisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:49:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1016</guid>
		<description><![CDATA[ HPV (human papilloma virus) adı verilen virüs insanlarda ve özellikle de kadınlarda genital bölgede siğil oluşumuna neden olabilmekte ve rahimağzında (bazen de vulva ve vajina’da) kanser öncüsü lezyonlara ve ileri aşamalarda da rahimağzı ve (bazen vulva ve vajina) kanserine yakalanma riskini artırabilmektedir. HPV özellikle gelişmiş ülkelerde son derece yaygın bir virüstür. Ülkemizde yaygınlığı daha az [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> HPV (human papilloma virus) adı verilen virüs insanlarda ve özellikle de kadınlarda genital bölgede siğil oluşumuna neden olabilmekte ve rahimağzında (bazen de vulva ve vajina’da) kanser öncüsü lezyonlara ve ileri aşamalarda da rahimağzı ve (bazen vulva ve vajina) kanserine yakalanma riskini artırabilmektedir.</p>
<p>HPV özellikle gelişmiş ülkelerde son derece yaygın bir virüstür. Ülkemizde yaygınlığı daha az olsa da HPV geçiren kadınlarımızın sayısı her geçen gün artmaktadır.</p>
<p>Geçen yıl geliştirilen bir aşı, doğada yüzden fazla alt türü bulunan HPV virüsünün dört tipine karşı vücutta aşılama yoluyla bağışıklık oluşturabilmekte ve bu virüsün yol açtığı olumsuzluklardan korunmasına yardımcı olabilmektedir.</p>
<p>GARDASİL adı verilen bu aşı HPV’nin en sık genital siğil yapan 6 ve 11 no’lu türüne ve en sık rahimağzı kanseri öncüsü lezyon ve rahimağzı kanseriyle ilşkili olduğu düşünülen 16 ve 18 türlerine karşı geliştirilmiş bir aşıdır. Bu nedenle %100 koruyuculuğu olmasa da bu dört tür HPV’nin en sık görülen türleri olduğundan son derece etkili bir koruma sağlamaktadır.</p>
<p>İzlenmesi gereken yol</p>
<p>Doktora başvurarak jinekolojik muayeneden geçmeli ve eğer cinsel yaşamınız varsa Papsmear testine tabi tutulmalısınız. Cinsel yaşamı olmayan kızlarda her ne kadar daha önce HPV geçirilmiş olma olasılığı son derece düşük olsa bile doktorun dış genital bölgedeki muhtemel HPV lezyonlarına karşı genital bölgeyi gözden geçirmesi önemlidir.</p>
<p>Muayenenizde bir sorun yoksa ve smear testiniz de normalse, yani gözle görülür veya mikroskopla görülür HPV sorunlarına sahip değilseniz toplam üç kez aşılanmalısınız.</p>
<p>İlk aşı muayeneden hemen sonraki günlerde, ikinci aşı ilk dozdan iki ay, son aşı ise ilk dozdan altı ay sonra yapılmalıdır. İlk dozdan son doza kadar geçen süre içerisinde HPV düşündürecek bir sorunla karşılaşmadığınız sürece her aşıdan önce muayene olmanıza gerek yoktur.</p>
<p>Diğer önemli Bilgiler</p>
<p>* 9-26 yaş arası kızlar veya kadınlar aşı için uygundurlar.<br />
* Aşı HPV’ye bağlı oluşmuş bir hastalığı tedavi etmez, sadece koruyucudur.<br />
* Daha önceden HPV’ye bağlı sorun yaşamış olanların aşıdan faydalanma ihtimali azalmakla beraber aşı olmak yine de mantıksız değildir, zira yaşadığınız sorun HPV’nin sadece bir türüyle ilgiliyse (çoğu durumda böyledir) aşılanmanız geriye kalan üç türe karşı korunmanıza yardımcı olacaktır.<br />
* Aşının gebelik döneminde uygulanması veya aşıya devam edilmesi önerilmemektedir.<br />
* Aşı emzirme döneminde uygulanabilir.<br />
* Yan etkileri son derece az bir aşıdır.<br />
* Uygulama kas içi (kol veya kalça) şeklindedir.<br />
* Aşılansanız dahi olağan jinekolojik muayeneler devam etmelidir.</p>
<p>İlgili Linkleri mutlaka okuyunuz:<br />
HPV hakkında bilgiler<br />
Gebelikte HPV<br />
Jinekolojik muayene<br />
Papsmear testi<br />
Rahimağzı kanseri öncüsü lezyonlar (CIN, LGSIL, HGSIL)<br />
Rahimağzı kanseri<br />
GARDASİL Prospektüs bilgisi (türkçe)<br />
GARDASİL internet sitesi (ingilizce)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/rahim-agzi-kanseri-asisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadınların Düzenli Yaptırması Gereken Testler</title>
		<link>http://www.annelerle.com/kadinlarin-duzenli-yaptirmasi-gereken-testler/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/kadinlarin-duzenli-yaptirmasi-gereken-testler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:47:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1014</guid>
		<description><![CDATA[Mamografi, Meme Ultrasonu, Elle Muayene Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor.  Her ay her iki memenizi de elinizle muayene edin.  Düzenli meme ultrasonunuzu; 40 yaşından sonra yıllık mamografinizi ihmal etmeyin.  Eğer ailenizde kanser öyküsü varsa doktorunuza danışarak gerekli testleri yaptırınız ve kontrollerinizi ihmal etmeyiniz.  Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mamografi, Meme Ultrasonu, Elle Muayene</strong></p>
<p>Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor.  Her ay her iki memenizi de elinizle muayene edin.  Düzenli meme ultrasonunuzu; 40 yaşından sonra yıllık mamografinizi ihmal etmeyin.  Eğer ailenizde kanser öyküsü varsa doktorunuza danışarak gerekli testleri yaptırınız ve kontrollerinizi ihmal etmeyiniz.  Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu da erken teşhis demek.</p>
<p><strong>Pop Smear Testi</strong></p>
<p>Kadınlar arasındaki en yaygın 2. kanser türü olan rahim ağzı kanseri yılda bir kez düzenli olarak yaptırmanız gereken pap smear testi ile erkenden teşhis edilebilir. Smear testi ile rahim ağzından alınan hücreler, patoloji labarotuvarında incelenerek rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsünün olup olmadığı anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Vajinal Ultrason</strong></p>
<p>Yılda bir kez yaptırmanız gereken vajinal ultrasonda, yumurtalıklar ve rahim net bir şekilde izleniyor. Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, yumurtalık kistleri ve miyomlar saptanabiliyor.</p>
<p><strong>Kan Tahlilleri</strong></p>
<p>35 yaşından itibaren 2 yılda bir yaptıracağınız kan tahlilleri ile vücudunuzda olası enfeksiyon, alerjik durumlar, kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi sahibi olunabilir.</p>
<p> <strong>Kardiyolojik Check-up</strong></p>
<p>40 yaş sonrası senede bir kez yaptırmanız gereken kardiyolojik check-up sayesinde kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları ciddi boyutlara ulaşmadan teşhis edilebiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/kadinlarin-duzenli-yaptirmasi-gereken-testler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vajinitler</title>
		<link>http://www.annelerle.com/vajinitler/</link>
		<comments>http://www.annelerle.com/vajinitler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 18:45:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Annelerle.com</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anne Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlıklı Yaşam ve Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.annelerle.com/?p=1012</guid>
		<description><![CDATA[Vajinitler yani vajinanın enfeksiyonları mantar, parazit veya bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelirler. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi veya tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar. Mantar enfeksiyonu Kadınların yaklaşık %75&#8242;i hayatlarında en az bir kez, önemli bir kısmı ise senede iki veya daha fazla vajinal mantar enfeksiyonu atağı geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, uzun süren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="justify">Vajinitler yani vajinanın enfeksiyonları mantar, parazit veya bakteri enfeksiyonlarına bağlı olarak meydana gelirler. Bazı durumlarda bu etkenlerin ikisi veya tümü birden beraberce enfeksiyon yaratırlar.</p>
<p align="justify"><strong>Mantar enfeksiyonu<br />
</strong>Kadınların yaklaşık %75&#8242;i hayatlarında en az bir kez, önemli bir kısmı ise senede iki veya daha fazla vajinal mantar enfeksiyonu atağı geçirirler. Gebelik, doğum kontrol hapı kullanımı, uzun süren antibiyotik kullanımı ve tedavi edilmemiş şeker hastalığı mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenlerdir.</p>
<p align="justify">Candida Albicans veya Torulopsis Glabrata adı verilen iki mantar türünün neden olduğu bu vajinit türünün en sık görülen bulgusu vulva ve vajinada yoğun kaşıntıyla birlikte peynir kesiği şeklinde, beyaz renkli, kokusuz akıntıdır. Bazen akıntı çok yoğun olabilir. Dış genital bölgede enfeksiyonun kendisine ve kaşıntıya bağlı olarak kızarıklık ve ödem oluşmuş olabilir. Bazı durumlarda kaşınmanın yarattığı tahriş idrar yaparken yanmaya neden olabilir. İleri durumlarda vajinal mantar enfeksiyonları ilişki esnasında ağrıya da neden olabilmektedirler.</p>
<p align="justify">Bu şikayetlerle başvuran bir kadında tanı koymak kolaydır. Gerektiği durumlarda vajinal salgı örneklerinde mantarı görmek veya kültürde mantarı üretmek gerekebilir.</p>
<p align="justify">Bazı durumlarda hiçbir şikayeti olmayan bir kadının genel jinekolojik muayenesinde veya alınan papsmear örneğinde mantar saptanabilmektedir. Böyle bir durumda doktorların bir kısmı mutlak tedavi önermekte, bir kısmı ise şikayet yaratmayan mantarlara ilaçla müdahale etmenin gerekli olmadığı görüşünü taşımaktadırlar. Hangi yaklaşımın doğru olduğu net olarak bilinmemekle birlikte mantarların vajinada hiçbir belirti yaratmadan yıllarca yaşayabildiği bilinmektedir. Dahası, şikayet yaratmayan bu mantar hücrelerini genital sistemden atmaya çalışmak kadını sonraki yaşamında mantar enfeksiyonundan muaf tutmamaktadır. Mantar enfeksiyonu cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilmez.</p>
<p align="justify">Mantar enfeksiyonunun tedavisinde günümüzde çok sayıda ilaç seçeneği bulunmaktadır. Hafif enfeksiyonlarda vajinaya fitil uygulaması, vulvaya krem uygulaması şeklinde tedavi önerilmekte, daha ağır enfeksiyonlarda veya fitil kullanamayanlarda ise tek dozlu ilaçlarla tedavi çoğu durumda başarılı olmaktadır.</p>
<p align="justify">Tekrarlayıcı enfeksiyon durumunda öncelikle mantar enfeksiyonunu kolaylaştıran etkenler göz önünde bulundurulmakta ve tek doz tedavi yerine uzun süreli tedaviler tercih edilmektedir.</p>
<p align="justify">Mantar enfeksiyonu geçiren kadınlarda eş tedavisinin gerekli olup olmadığı tartışmalı olmakla birlikte, mantar enfeksiyonunun esasen kadın genital sisteminin bölgesel bağışıklığının geçici olarak azalmasına bağlı larak oluştuğu gerçeği göz önünde bulundurularak bu tedavinin gereksiz olduğu düşünülmektedir. Bu konuda doktorların yaklaşımları farklı olabilir.</p>
<p align="justify">Tedaviye cevap en erken 2. günde alınabildiğinden şiddetli kaşıntı nedeniyle günlük yaşamı olumsuz etkilenmiş kadınlarda bölgesel kaşınma belirtisini ortadan kaldırmak için ek ilaçlar kullanmak gerekebilir.</p>
<p align="justify"><strong>Kronik Mantar Enfeksiyonları<br />
</strong>Bazı kadınlarda alt genital bölgede inatçı kaşıntılar meydana gelmiş ve bu kaşıntılar defalarca mantar enfeksiyonu tanısıyla tedavi edilmeye çalışılmış olabilir. Kronik mantar enfeksiyonu gerçekte çok ender görülen bir durumdur. İleri incelemelerde bu kadınların çoğunda dış genital bölgede gerçekte bir allerjik reaksiyon veya ciltte enfeksiyona bağlı olmayan bir dermatit durumu söz konusudur. Böyle bir durumda mantar ilaçlarıyla belirtilerin geçirilmesi mümkün olamamaktadır.</p>
<p align="justify"><strong>Trikomonas enfeksiyonu<br />
</strong>Trichomonas Vaginalis kuyruklarıyla hareket eden ve vajinal ortamda kolaylıkla üreyerek vajinit yapabilen bu mikroskopik parazitin cinsel yolla bulaştığı düşünülmektedir. Henüz yeterince kanıtlanmamış olmasına karşın ortak kullanılan tuvaletlerden, havlulardan ve iç çamaşırlardan, havuzdan da bulaştığı düşünülmektedir.   Trikomonas vajinitinin en sık görülen belirtileri sarı, köpüklü, kötü kokulu bol vajinal akıntı ve sıklıkla vulvada (genital bölgenin dış kısmında) kaşıntıdır.  Sıklıkla Gardnerella vajiniti ile birlikte bulunur.  Tedavide fitil veya tablet şeklindeki ilaçlardan faydalanılır.</p>
<p align="justify">Trikomonas enfeksiyonu sıklıkla belirti vermeyen bir enfeksiyon türüdür. Mantarın aksine hiçbir şikayeti olmayan bir kadının muayenesinde tesadüfen saptandığında da mutlaka tedavi edilmesi önerilir. Bunun nedeni bu enfeksiyonun cinsel ilişkide kolaylıkla diğer tarafa bulaşabilmesidir. Trikomonas enfeksiyonunun gebelik döneminde suların erken gelmesine ve erken doğum tehdidine neden olduğu da düşünülmektedir.<br />
Trikomonas vajiniti cinsel yolla bulaşan hastalıklar grubunda yer aldığından kadının eşinin de tedavi edilmesi önemlidir. Trikomonas enfeksiyonu taşıyan bir erkek çoğunlukla hiçbir hastalık belirtisi göstermez ve tek bir ilişkide bile enfeksiyonu eşine kolaylıkla bulaştırabilir</p>
<p align="justify">Enfeksiyondan korunmada cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma önlemlerine uyulması çok önemlidir. Ortak kullanıma açık tuvaletlerde dikkatli olmak, iç çamaşır ve havlu gibi özel eşyaları başkalarıyla paylaşmamak ve temiz olduğundan emin olunmayan havuzlara girmemek uyulması gereken diğer kurallardır.</p>
<p align="justify"><strong>Gardnerella vajiniti (Bakteriyel vaginosis)</strong><br />
Bu vajinit türü vajinanın normal florasının doğal bileşeni olan ve vajinayı enfeksiyonlara karşı koruyan laktobasil bakterilerinin sayıca azalması ve yerini başta Gardnerella Vaginalis olmak üzere diğer bazı bakterilerin almasıyla oluşur.  &#8220;Flora&#8221; vücudun mukozalarında (barsak, ağız, burun, vajina) ortama zarar vermeden ve hatta bazı önemli işlevleri yerine getirmek için bulunan bakterilerin oluşturduğu topluluktur.  Gardnerella vajinada laktobasiller sayıca normal olduğu sürece çoğalma gücüne sahip değildir.  Vajinanın doğal bakteriyel ortamını oluşturan laktobasillerin sayıca azalmasına neden olan etkenler tam olarak bilinmemekle birlikte sık cinsel ilişki, vajinanın içinin yıkanması gibi etkenlerin önemli rolü olduğu düşünülmektedir.</p>
<p align="justify">Gardnerella vajiniti vajinitler arasında en sık görülendir ve direkt cinsel yolla bulaştığı düşünülmemektedir.  Bu vajinit türünün en sık görülen belirtisi sarı-gri renkli akıntı ve özellikle cinsel ilişkiden sonra belirginleşen kötü kokudur. Bu koku çoğu durumda balık kokusuna benzer.  </p>
<p align="justify">Gardnerella vajiniti gerek genital hijyeni bozması nedeniyle gerekse pelvik enfeksiyon riskini artırması, gebelik döneminde erken doğum tehdidi, suların erken gelmesi, doğum sonrası enfeksiyon oluşumu gibi sorunlara neden olabilmesi mutlaka tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Tedavi için fitil ve tablet şeklinde ilaçlar kullanılmaktadır.</p>
<p align="justify"><strong>Enfeksiyona bağlı olmayan vajinit (atrofik vajinit)</strong><br />
Vajinanın doğal ortamını oluşturan laktobasil adlı bakteriler östrojen hormonunun vajinaya etkisiyle &#8220;ayakta dururlar&#8221;. Yine östrojen hormonu vajina dokusunun sağlamlığını da sağlar. Östrojen herhangi bir nedenle azaldığında vajina dokusunun incelmesi (atrofi) ve laktobasillerin azalması tek başına akıntı nedeni olabilir. Vajinanın incelmesi ilişkide ağrı ve kanamaya da neden olabilir. Ek olarak laktobasillerin azalmasıyla vajinada oluşan enfeksiyon akıntı şikayetinin artmasına neden olabilir.</p>
<p align="justify">Hazırlayan<br />
Jinekolog Operatör Doktor KAĞAN KOCATEPE<br />
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı<br />
Nispetiye Caddesi No:28<br />
1.Levent / İstanbul<br />
0212 / 268 45 02<br />
0212 / 284 06 62</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.annelerle.com/vajinitler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

