Bizi Takip Edin
 
Gozde TEZER
Gözde TEZER

Gözde' nin Günlüğü

Avrupa Günlüğü

“Hep böyle geçse keşke hayat,  ben dursam tren gitse.   Tüm sevdiklerim benle bu trene binse,  yaşamsal kararları biz değil tren verse.   Sorumluluk almasak,  pişman olmasak,  suçu trene atsak, biz keyfimize baksak.  .”  
“Ve bu gezi adına yapıp yaptığımız tek ciddi çalışma olan hostel adres ve telefonlarını yazdığımız kağıt da gamsızlığımızın çukurlarında yitip gitmiş durumda! Özge kağıdı tanınmaz halde trenin boklu tuvaletinde buldu, o oraya nasıl gitti bilen yok.”
“Atina dayız.    İlk hostelimizde.  Yunanistan da attığım her adım İzmir in bir başka sokağına çıkıyor sanki.  .    Balkonları biraz daha çiçekli,  caddeleri biraz daha motosikletli o kadar.  .    Yunanlılar Türkleri sevmediklerini saklamaya pek gerek duymuyorlar ama insaniyet paydasında bir şekilde buluşuyoruz.”
“Salvadorum Dalim Dalim.   Tatlı kaçığım benim benim.  .    İspanya daki en özel anlarımın yaratıcısısın sen.    Erimiş askılardan akan saatler,  gelecekten fırlamış,  kozmik,  maket filler.    Fotoğraflar,  uçuk kaçık pozlar.    Helikopterlerden sarkıtılmış bedenler,  çıplak hayat kadınları,  kasıklarında ıstakozlar, yanlarında muzip bıyığıyla Dali.  İspanya yı sevdiğim için mi bayılıyorum sana yoksa sen İspanyolsun diye mi bu İspanya tutkum? Bilmiyorum.  Neyse ne, yaşanacak ülkeler listeme seni de kattım İspanya! Onur duy ! ”
“Garda uyumak nelere yol açar?Öncelikle benim uykum çok ağırdır, bomba patlasa duymam gibi cümleleri kuran ben miydim diye şaşarsınız.  Ertesi gün hayati bir sınava gireceği için uyanıp uyanıp saate bakan takıntılı bir öğrencinin özelliklerini yükler size garda uyumak.  Bir de yastıksız uykunun yarattığı korkunç baş ağrısı.  Üzgünüm ama bir sonraki hostelden yastık çalıyorum.”

“ Babam bana son ana kadar tamam deyip son anda ben tamam demiyorum ama sen için rahat ediyorsa git deyince haliyle kavga ettik.  Kötü şeyler söyledi.  Ağladım.  .  O gece o laflardan sonra şu an bu trende babama kızgın olduğumu sanabilirsiniz, ama değilim, ben babamı çok sevmek ve o ne yaparsa yapsın onu hep anlamakla cezalandırılmışım”
“Kız tren koltuğuna kıvrılmış, mışıl mışıl uyurken hakkında günlük yazmak tuhaf.  Ama bu benım günlüğüm, yazarım yazarım.  Özge’yle olmayı seviyorum o yaşamı zorlaştırmayan, egosu tarafından yönetilme cezasına çarptırılmamış, yalnız aç ve sigarasızken sorun çıkaran, ilk nefes ve ilk lokmayla hemen yatışan çok tatlı bir kız.  Pişman değilim, iyi ki onla çıkmışız yola. ”
“Münih teyiz, trenden yeni indik.  Tanrım o gördüğüm şeyler atkı mı, insanların boynunda?Biz bu trene binerken mevsim yazdı.  İçimizde bikini ayakta parmak arası terlik tenimde hala barcelona denizinin tuzu.  Bu gidişle Barcelona tuzunu, Münih yağmuru temizleyecek.”
“Tanıştırayım, kumarbaz Gözde! Rengarenk kumar makineleri, üç”double lucky” gelmedi gelemedi, yan yana duramadı, ama Gözde fıkır fıkır 50 , euro kazandı bırakmadı, yılmadı, üçer beşer oynadı sonunda -15e kadar düştü.  Ve yolculuğun devamı adına o gözdeyi orada bırakıp gemimizin kumar salonundan çıktım.”
“Roma ! Muhteşem şehir ! Sokak şehri, akdeniz şehri ve dilencileri bile yakışıklı! Ya da Roma beni büyüledi, ben öyle görüyorum, gerçek buysa da, şikayetçi değilim.”
“Vişne çürüğü elbisemin haylaz sakız lekesi karşı koyamadı buzlara dağıldı gitti.  Yıkadım elbiseyi gemimizin şeker duşlarında, astım köşedeki çocuk oyun alanının parmaklıklarına.  Dalgalana dalgalana kurudu elbisem, Ancona gemisi muhteşem!  Masmavi sonsuzlukta 22 saat! Biz gezginler güvertede, üst katta, evimiz sırtımızda, eşyalar dört yana saçılmış, saçım rüzgardan dağılmış, karnım ton balığı yemekten artık acıkmaz, acıksa da çaktırmaz olmuş.” 
“Benim ruhsal çarklar bir gün 500 km hızla dönerken bir gün aniden duruyor.  İşte benim tüm sorunum.”     
“Via del Corsa dan (Romanın en işlek caddelerinden biri) bisikletlerimizle geçerken 15-16 kişilik bir jazz-sokak grubu çıktı karşımıza.  Bıraktık bisikletleri.  Jazz !!   Kazz ruhumu diplere doğru kazz! Jazz hücrelerime, gözeneklerime titreşimler yollayan, bana benden habersiz dans kareografileri tasarlatan muhteşem bir müzik türü! En azından dün, o sokakta öyleydi.  Sokaklarda dans ettik.  Mcdonaldslar bira satıyormuş Avrupa da, dün öğrendim!”
“Atina da, Nevizade benzeri bir sokak.  Beyaz, zarif elbisem.  Bizi oltaya almaya çalışan, müşteri avcısı şef garsonlar.   Ouzo, bizim rakının şekerlisi.  Sevmedim.  Ev şarabını sevdim.  Ama o çöp şarabı da olsa sevecektim, çünkü ben bir şarapsevenim, köpek öldürsün, çöpte öğütülsün fark etmez”
“Son yıllarda yani büyüdükçe içimde bir çölleşme başladı.  Çölleri bilirsiniz ıssız, bunaltıcı, seraplarla dolu.  Yalnızlık ve “hayat durmuş olmalı” hissi.”
“Bira alırken treni kaçırdım!  Şaka değil, kaçırdım! Bu bir film olsa adını “Atın Ölümü Arpadan” koyardım ama değil.  Trenin peşinden Hülya Koçyiğit koşuşuyla yaptığım “Dur!” ihtarını kimse sallamadı.  Telefon, para, pasaport, hiçbiri yok! Bir Özgem var o da kaçan trende!!!   İki biram ve ben yapayalnızız!!  Oh my god! Ve Salzburga a kış gelmiş donuyorum.  Ayrıca açım açım açım!! Banktaki çocuk 10lu çokoprensin Avrupa versiyonundan yiyor, haksızlık!!  Adaletin gücü adına, gidip bir tane istiyorum!  Hava çok soğuk, bira içersem ısınırım mantıken ama bu defa çişim gelir ve tuvalete gircek param yok, Burger Kingin tuvaleti desen, ben Burger Kingi bulana kadar Özge döner ve bu kez beni bulamayıp teleşla şehre dalar, ama kızcağız 3 çantayı nasıl taşıyacak, tamam bir yere bırakır ama.  Ama ama ama bunun sonu yok.  Tanrım çok stratejik oynamalıyım, hatta bence tam bu bankta uyumalıyım.  Ne de olsa döner ve beni bulur.  Ya dönmezseyi , dönmezse düşünmek istiyorum. 
Not:  Trene Dur ihtarını Türkçe yaptığımı utançla itiraf ediyor ve Salzburg garı kamera kayıtlarında o halim kalmışsa asla youtube a verilmemesini taleb ediyorum, asla!”
“ Karşılaştığımız tüm Türkler arasında sadece bu ikiliyle giremedik Türk olmanın yetersebep sayıldığı o eğlenceli muhabbetlere, neden çünkü bir kadın önce kadındır sonra Türk.  Kız bizi kıskandı sanırım sevgilisinden.  Çocuk da bir şeye benzese.  Köpek surat”
“Eylül gelmiş, ne ara geldin sen?  İstersen on defa gel Barcelona daki bu muhteşem pansiyona, bu ahşap balkona giremezsin! Bu balkonda bulduğum huzuru bağdaştırabileceğim tek bir ay yok, Temmuz?  Ağustos?  Haziran? Hiçbiri değil.  12 aya bir ay daha katsam, adını “mutluluk” koysam, o ay geldi mi de bu balkona kurulsam.   Ambos Mundos, pansiyon değil lokum lokum.  Ye yut!
“Asosyallikte rekora koştuğum gecelerdendi.  40-50 kişilik sarı erkek ağırlıklı “adamım çok eğleniyoruz”a şartlanmış, anlamsız kahkahalar atan, asla komik olmayan espriler yapan kıçıkırık bir turist kafilesinin iki çıkıntı elemanı: Özge ve Gözde ! Yok abi, “turist gibi turist”ler asabımı bozuyor benim, Özgeyle biz “yerli gibi turist”lerdeniz.  Turistlere gösterdikleri şey Barcelona değil ki yapma çiçek.  Bundan çıkan sonuç:  Bir daha asla turist kafilelerine katılma, bir gecelik bile olsa.”
“9 günümüz kalmış.  Paris i boşverdik Prag a gidelim dedik.  Denizsiz şehirleri adamdan saymaz oldum.  Boşaltım yapamayan bağırsak, nefes alamayan insan gibiler.  Parismiş, Pragmış hiçbirine gidesim yok.  Barcelona iyice mayıştırdı beni.  Dün gece denize girdik.  Şehrin göbeğinde.  Ne güzel ya, ben de istiyorum okuldan Bebek e inip cup denize!”
“ Sen Parislere burun kıvır,  soğuk de, deniz yok de sonra kalk Bükreş e gel.  Kasvetli, gıpgri.  Iyyy.  Bir de soğuk.  Ve açım! Belimde ve sağ dizimde yılan gibi ağrılar dolaşıyor.  Sırt çantama aynı boyutta bir de çekçekli bavul eklendi.  2.  el lamba almıştım Barcelona da bir pazardan (Türkiye de lamba yok çünkü!), bir de Münih ten topuklu ayakkabı ama çok ucuzdu, n apayım?.  Gezgin ruhuyla bağdaşmıyor evet,  ama kendimi tekrar ederek söylüyorum ki bir kadın önce kadındır sonra gezgin!
“Türkiye ye dönüyoruz Bulgaristan üzerinden.  Son bir tren! Nasıl yapmış adamlar, minicik kompartmanda çat çat çat 6 yatak açılıveriyor yukardan aşağı 3 sağ 3 solda, bir çizgi film vardı ben küçükken, şahlanıp insana dönüşen arabalar vardı orada, aynı onun gibi çat çat çat, bir anda.  Ortadaki yataklar tam tren camının açılan bölümü hizasında.  Bu arada sıkı durun,  uçmanın formülünü buldum.  Güneşli bir yaz günü ormanlar ve nehir üstüne kurulu dev bir köprüden trenle gecerken i podtan  Amelie filminin “valse d amelie”sini açın ve ve o dediğim yatağa sırt üstü uzanıp kafanızı camdan hafifçe çıkararak gökyüzüne bakın.  la laa la lay la layyyy la la lala la layyyy.  Ve işte uçuyorsunuz! “

Tarih: Salı, Aralık 1st, 2009
Yazı Kategorisi: Gözde' nin Günlüğü, Köşeyazıları

Yazar Hakkında

Bir Yorum Ekleyin