Bizi Takip Edin
 
Esin KALYONCU
Esin KALYONCU

Serbest Köşe

‘’Yeniçağın Çocukları’’na ‘’Mit’’sel Çözümlemeler

Ülkemin geleceğini ÇYDD meşalesi ile aydınlatacak ışık saçlı kızlara…
 ‘’Çıldırmak üzereyim. Yok, olmuyor, anlamıyor, anlamıyorum!!!’’
‘’N’oldu ayol?’’
Elindeki kâğıtları hırçın bir hareketle havada şöyle bir dolandırıp, ‘’Performans ödevi Elifciğim. Olmuyor. Oğlan zaten zor anlıyor her şeyi; kendim gittim sorayım diye ben de anlamadım.’’
‘’Neyi anlamıyormuşsun Çiğdem ya üniversite okumuş kadınsın sen?’’
‘’Alakası yok Elif. Kadının ne istediğini anlamıyorum. Anlasam hem oğlana
   anlatacağım hem de Allahın cezası ödevi kendim yapacağım. Lazım değil bizimki
   öğrenmese de olur.’’ Sağ elinin işaret parmağı ile burnunu işaret ederek,
 ‘’Buraya kadar doluyum yani!!!’’
‘’Allah Allah. Bir de bana anlat bakalım.’’
‘’Alternatif enerji kaynağı olarak rüzgâr ve güneş enerjilerinin karşılaştırılmasını
  istiyor hanımefendi.’’
‘’ Eh tamam. Ben bile uyduruveririm bir şeyler.’’
‘’Öyle değil işte.
’’Nasıl o zaman?’’
‘’Bu karşılaştırma yapılırken sekiz değişik şekilde örnekleme istiyor.’’
‘’????’’
‘’Gel, bak; beraber okuyalım.’’

1. Görsel-mekânsal-uzamsal (ne demekse diye hayıflanarak) örneklemeler
2. Mantıksal-matematiksel örneklemeler
3. Doğacı örneklemeler
4. Bedensel-kinestetik örneklemeler
5. Sözel-dilsel örneklemeler
6. Müziksel-ritmik örneklemeler
7. Sosyal-kişilerarası örneklemeler
8. Bireysel-kişisel (içsel-öze dönük) örneklemeler

Odayı, kısa süren bir sessizlik doldurdu.
‘’Biraz değişikmiş. Haklısın, evet.’’
‘’Ay delireceğim Elif. Bir örneği siz verin hocam diye rica ettim.’’
‘’İyi düşünmüşsün.’’
Aldığı notları elindeki kâğıttan okumaya başladı.
‘’Dinle bak:

Birinci madde için rüzgâr enerjisine örnekleme:
 Rüzgârın insafına kalmış bir tüy ya da yaprak olduğunuzu hayal edin.
Başınıza gelebilecekleri anlatın.

(örneğin kaynağı : Lazear,David. 2000. The Intelligent Curriculum.  The USA: Zephyr Press.)

‘‘Hıı. Öbürü?’

Aynı madde için bu defa güneş enerjisine örnekleme:
Çeşitli şekil veya resimler oluşturmak üzere güneş ışığı ile oynayın.
Işıkla elde ettiğiniz tasarımları arkadaşlarınıza anlatın.

(örneğin kaynağı : Lazear,David. 2000. The Intelligent Curriculum.  The USA: Zephyr Press.)

Elif arkadaşının okuduklarını sessiz ve dikkatli bir şekilde dinliyordu.
‘’Ne bu şimdi yani Elif?’’
‘’Sorsaydın ya.’’
‘’Sordum. Araştırırsanız bulursunuz dedi.’’
‘’Buram buram yeni mezun idealizmi kokuyor. Burslu da okumuş ya okulları, her şeyi o biliyor. Geçsin birkaç sene de görsün hanımefendi nasıl dönüyormuş eğitim çarkı. Sanırsın koca ülkeyi bu kurtaracak. Öyle bir gülümseyiş, öyle bir eda. Sinir oldum, sinir.’’
‘’Bak ne diyeceğim Elif. ‘’
‘’Ne?’’
‘’Ben böyle bir şey okumuştum bir yerlerde. Sana da bahsetmiş olmalıyım hatta. Öyle hatırlıyorum.’’
‘’Nedir o Elif ya?’’
 Hızlı adımlarla, Boğaziçi Üniversitesi’nde okuyan kızının çalışma odasına gitti.
 3-4 dakika sonra elinde bir kitapla döndü. Sevecen gülümsüyordu.
 Elif, kitabın ismini ve yazarının adını yüksek sesle okudu:

  
   YENİÇAĞIN ÇOCUKLARI
       Çocuklarınızı başarılı kılacak 
                     yöntemler.
         NUR EDA KASAP

 
‘’Ne alakası var şimdi Çiğdem bunun konumuzla.’’
‘’Çok alakalı şekerim, bak süper şeyler var burada.
’’Ay bırak Allah aşkına Elif.’’
‘’Öyle deme kız bak neler yazıyor.’’

 Çoklu zekâ kuramının temelleri:
1. Her çocuk/kişi, çeşitli zekâ alanlarının tümüne sahiptir.
2. Her çocuk/kişi, çeşitli zekâ alanlarından her birini yeterli düzeyde geliştirebilir.
3. Çeşitli zekâ alanları, genellikle, bir arada, karmaşık bir yapıda çalışırlar.
4. Bir çocuğun/kişinin her alanda zeki olabilmesinin birçok yolu vardır. (2008: 54-55)

‘’Mitsel söylemler bunlar Elifciğim. Ne işimize yarıyorlar gerçek hayatta sence?’’
‘’Ben seni anlamakta zorlanıyorum bazen Çiğdem.’’
‘’Neden ki? Bütün bunlar mitsel ifadeler dediğim için mi? ’’
‘‘Ben, üniversite eğitimi almak için ne kadar gözyaşı döktüm biliyor musun? Ne dershane, ne özel ders öyle şimdikiler gibi… ODTÜ Felsefe’yi kazandım da babam yollamadı.’’
       Çiğdem ağzı yarı açık dinlemekteydi arkadaşını. Elif’in, o, başına ne gelirse bilgelikle kabullenmiş insanlardaki duruşu hem şaşırtmış hem de bir anda hüzünlendirmişti onu.
‘’Bakma öyle şaşkın şaşkın. Hiç konusu olmamıştı; anlatmamıştım ben de.’’
Küçük bir iç geçirmeyle devam etti, bu defa sanki biraz kahırlı.
‘’Okumak için beni Ankara’ya gönder(e)meyen babacığım evleneceğim için İstanbul’a gönderiverdi korkmadan. Duyduğum her yeni konuya, açlığı yatışmamış zihnimle atlayıp ulaşabildiğim her kitabı okudum, her filmi seyrettim ondan sonra. Ahmet iyi huylu bir insan çıktı da Allahtan, karışıp bulaşmadı benim sessiz sessiz beslediğim hayallerime, kızımızın eğitimi ile ilgili çabalarıma. Eda benimle gurur duyduğunu söyler sık sık. Araştırıp karıştırmayı, merak ettiğim neyse ardını kovalamayı, azimli ve istikrarlı olmayı senden öğrendim der.’’
‘’Ne güzel.’’
‘’Şimdi sana bakıyorum.’’
‘’???’’
’’Merak bile etmiyorsun.’’
‘’Neyi?’’
‘’Senin yerinde olsam, okula tekrar gider, oğlumun öğretmenini verdiği ödev için kutlar ve teşekkür ederdim.’’
‘’Yok artık. Daha neler!’’
‘’Son derece aklı başında, ne yaptığını bilen, mesleğini seven bir öğretmenmiş gerçekten.’’
‘’Böyle ödev verdi diye yani öyle mi?’’
‘’Evet. Aynen öyle. Aynen öyleeeee!!!’’ diye tutturdu melodiyi.
     Hiç yaşlanmayışı ile ünlü o şarkıcının hit şarkısının akılda en çok kalan kısmının sözleriydi bunlar aynı zamanda. Çiğdem’in—tek sebebinin bu ödev konusu olmadığını sezinlediği—gerginliğini biraz yatıştırmak için tekrarladı birkaç kez.
‘’ Aynen öyleeeee, aynen öyleeeee!!!’
‘’Olmaz öyle saçmalık Elif ya. Söylüyorum bak hepsi mitsel kahraman olmaya çalışan, birkaç sene didinip çırpınıp sonra da yorulup bir kenara çekilen insanlar bunlar; başarıları da söylenceden öte değil.’’
‘’Haklısın valla Çiğdem. MIT bu MIT.’’ deyip de alay eder gibi -belki de ona öyle gelmiştir- gülünce Elif, Çiğdem salonun ortasındaki sehpaya saçılmış kâğıtları kaptığı gibi sokak kapısına seğirtti.
‘’Ya gel şaka yapıyordum. Lütfen ama. Gitme, bir kahve yapayım anlatacağım söz. Lütfeeenn.

****

‘’ ’Çoklu Zeka Kuramı’ Türkçesi bu. İngilizcesi—nasıl okunduğunu Eda öğretmişti–  Multiple Intelligence Theory. Kısaca MIT!!’’
‘’Ben sana demedim mi MIT’in parmağı var bu işte diye.’’
İki arkadaş kahkahaları koy verip dakikalarca güldüler. Sonra da elindeki kitaptan okumayı sürdürdü Elif.
‘’MIT’i, 1983 yılında eğitimcilerin dikkatine sunan, Howard Gardner isimli bir akademisyenmiş. Özetle, her çocuk 8 çeşit zekâ ile doğar ve öğrenmelerinde bu zekâ türlerinden kendine en uygun, kendisinin en yatkın olduğu türü /türleri seçermiş.

1. Görsel-mekânsal-uzamsal zekâ
2. Mantıksal-matematiksel zekâ
3. Doğacı-doğa zekâsı
4. Bedensel-kinestetik zekâ
5. Sözel-dilsel zekâ
6. Müziksel-ritmik zekâ
7. Sosyal-kişilerarası zekâ
8. Bireysel-kişisel (içsel-öze dönük) zekâ

’’Vay be!’’
‘’Anlayabildin mi şimdi? Gülen Gül Hoca’nın dikkatinizi çekmek istediği nokta tam da burası. Sen demiyor musun çocuk zaten anlamıyor bu dersi diye. Ödevi bu şekilde vererek Umut’un bu dersi en kolay hangi tür zekâsını kullanarak öğrenebildiğini anlamaya çalışacak. Ve bu bilgi hem Umut’u hem de öğretmenini yönlendirerek öğrenme ve öğretme sürecine olumlu etki edecek.’’
‘’Şaşkınım hala’‘
‘’Ben değilim pek. Neden biliyor musun? Hayatımızdaki en kutlanası farkları çoğu zaman bir kadın yaratıyor sanki….’’
‘’Böyle düşünmemiştim pek ama belki de haklısındır.’’
‘’Evet, Elif Hanım. Şimdi oturup şu ödevi nasıl kotaracağımızı planlayalım mı ne
  dersin?’’
‘’Canımsın sen canım. Biricik dostum benim.’’                                                 
                                                                          

Mit dediğin,
çağdan çağa hop hop uçan
haşarı bir efsane…
Bir bakmışsın eski çağda
güle, bülbüle konmuş;
Bir bakmışsın yeniçağda
erg’e, ergen’e konmuş… 
                                                                                
HAYDİ KIZLAR OKULA!!!

Tarih: Salı, Aralık 1st, 2009
Yazı Kategorisi: Köşeyazıları, Serbest Köşe

Yazar Hakkında

One Response to “‘’Yeniçağın Çocukları’’na ‘’Mit’’sel Çözümlemeler”

  1. nadir kalyoncuoğlu Says:

    sevgili esin.yazılarını bu gün 02.05.2010, hepsini ,okudum.
    Tek kelimeyle bravo sana. benden okuyup eleştirmemi istemiştin.Sanırım senden bayaa yaşlı ve entellektüel sandığın bir arkadaşın olduğum için, eleştirilerimi bekliyorsun.
    Peşinen söylemeliyimki benden çok çok üstünsün.ben hiç yazamadım.Çok az vaktin olmasına rağmen, ortaya koydukların inanılır gibi değil.Şu Yasemin Sungur olayını, büyttüğüne bakılırsa, ki ilk bakışra çok metafizik ve mekanik bulup hiç ilgi duymamıştım,benim cahilliğim diye düşünüyorum.Sabrın çok iyi. Bir ay kadar önce şu otobüs seyahatlarını okumuştum.Orhan Pamuk un bi romanı vardı, hiç sevmemiştim yabani hayatmıydı adı hatırlamıyorum, o vari demiştim.
    Dikkat ediyorum ilk yazıların bunlar.doğal olarak öğretmence.uslup henüz değilse de ilerde oldukça keyifli olacak izlenimi veriyor.fazla vaktin olsa Attila İlhan gibi mizahi,keyifli Nazımın Memleketimden insan manzaralarında olduğu gibi armonik,okurken müzik dinlermiş gibi hissattirebileceğini düşünüyorum.Umarım yakında öğretmenliği şimdiki gibi doğrudan değil,farkettirmeden satır aralarında kullanabileceksin.çok seviyor,kutluyor, öpüyorum.

Bir Yorum Ekleyin